• Bağımsızlık Bildirgesi

    AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ NİN KURULMASI

    Amerika’nın 1492’de keşfinden sonra İspanyollar, Porlo-kizliler, Fransızlar ve İngilizler, bu kıtada toprak sahibi oklu lar. İngilizler, Amerika’daki topraklarını genişlettikten sonr.ı İngiltere başta olmak üzere çeşitli ülkelerden göçmenler alıp buralara yerleştirerek koloniler kurdular. Ingiliz valiler tarafın dan yönetilen bu kolonilerde halkın oluşturduğu meclisler do vardı. 18. yüzyıl ortalarında, bu kolonilerin sayısı 13′e yükseldi ve bu 13 Koloni, Amerika Birleşik Devletlerinin tümelini oluşturdu.

    İngiltere, Yedi Yıl Savaşlarfnda büyük bir okonomik bunalıma girmişti. Ekonomik sıkıntıyı aşmak için Amerika’daki 13 kolonisinden aldığı vergiyi artırdı.

    Koloniler, vergilerin ağırlaştırılmasına kaıv’ çıktılar. Ingiltere’den gelen malları almayarak protesto ettiler. 13 Koloni, I. Filedelfiya Kongresi’ni toplayarak Ingiltere’ye karşı savaş ha

    zırlığı yapmayı kararlaştırdı(1774). Bir yıl sonra silahlı çatışmalar başladı. Koloniler, II. Filedelfiya Kongresi’ni toplayarak bağımsızlıklarını ilân ettiler ve İngiltere’ye karşı, birlikte savaş kararı aldılar. Ayrıca Amerikan İnsan Hakları Bildirgesi’ni ilân ettiler. (4 Temmuz 1776)

    Bağımsızlık Bildirgesi

    Thomas Jefferson’un kaleme aldığı, 4 Temmuz 1776 tarihinde İkinci Filadelfiya Kongresi’nde kabul ve ilân edilen “Amerikan Bağımsızlık Beyânnâmesi” şöyledir:

    “İnsanların yaşadığı olaylar sırasında bir halkın kendisini bir başka halka bağlayan politik bağları koparması ve dünyadaki güçler arasında, doğanın ve doğa tanrısının yasalarının kendisine layık gördüğü ayrı ve eşit yeri alması bir zorunluluk haline gelmişse, insanlığın düşüncesine olan saygı, onu bu ayrılığa iten nedenleri açıklamakla yükümlü kılar.

    Biz aşağıdaki gerçeklerin kendiliğinden anlaşıldığı inancındayız:

    Bütün insanlar eşit yaratılmışlardır; Yaratıcı tarafından, yadsınamayacak bazı haklarla donatılmışlardır; bu haklar a-rasında yaşama, özgürlük ve mutluluk arayışı da vardır. Bu hakları güvence altına almak için insanlar arasında hükümetler kurulmuştur ve onların meşru iktidarları yönetilenlerin rızası sonucu ortaya çıkar.

    Ne zaman ki bir yönetim biçimi bu amaca zarar verirse, halk onu değiştirme veya yıkma ve ilkelere dayanan ve kendisine güven ve mutluluk verebilecek en uygun biçimde bir hükümet kurma hakkına sahiptir.”

    Koloniler, General George (Corc) VVaşington komutasında İngiltere’ye karşı mücadeleye giriştiler. Amerika kolonileri bağımsızlık mücadelesi için Avrupa devletlerinden yardım istediler. Fransa, İspanya ve Hollanda’nın desteğiyle İngiltere’yi

    Dünyayı Sarsaiı , -Vttylnı
    yenilgiye uğratan Koloniler’le İngiltere arasında Versay Ant laşması imzalanarak savaşlara son verildi (1783).

    Bağımsızlıklarını kazanan koloniler, 1787 yılında ilk anayasayı kabul ederek federal bir örgütlenmeyi benimsediler ve Amerika Birleşik Devletleri’ni kurdular. General George Washington, Amerika Birleşik Devletleri’nin ilk cumhurbaşkanı oldu.

    Amerika Birleşik Devletleri, ülkeyi anayasayla yöneten bir Başkanın seçimle iş başına geldiği ilk modern demokratik cumhuriyettir. Bu yönüyle Fransız İhtilâli’ne de öncülük etmiştir.

    Amerika Birleşik Devletleri’nin kurulmasıyla ilk kez demokratik bir devlet rejimi kurulmuş ve ilk defa demokratik temellere dayalı İnsan Hakları bildirisi kabul edilmiştir. Bu gelişme, Avrupa devletlerine de örnek oluşturmuştur. Bağımsızlık Bildirgesi sadece Amerika Tarihi’ni değiştirmekle kalmadı ayrıca diğer ulusların bağımsızlık mücadelesini de ateşlendirdi.

    Amerika’daki bağımsızlık mücadelesi, sömürgeciliğe karşı bağımsızlık savaşı veren toplumlara ve demokrasi hareketlerine örnek olmuştur. Amerika, zamanla Avrupa’ya karşı politik denge unsuru olmuştur.

    AvrupalIlar ABD’ye göç etmişler, Avrupa’da işsizlik azalmış ve Avrupa’da dinî ve siyasî çatışmalar azalmıştır. Avrupa kültür ve medeniyeti, yeni bir yayılma alanı bulmuştur.

    AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ’NİN KURULMASI BELGESELİ

    Devamını Oku
  • coğrafi keşifler sırasında yazılan kitaplar

    Coğrafi Keşifler

    XV. yüzyılın son yarısından, XVI. yüzyılın sonuna kadar süren, AvrupalIlar tarafından yeni kıtaların bulunmasına Coğrafi Keşifler denir.

    Orta Çağın sonlarında dünyanın bazı bölgeleri bilinmiyordu. 15. yüzyıldan itibaren Coğrafi Keşifler sonucu yeni yerler ve yeni kıtalar keşfedildi. 15. ve 16. yüzyıllarda meydana gelen gelişmeler, Avrupa’nın çehresini değiştirmiştir.

    Coğrafi Keşiflerin Sebepleri

    Coğrafi Keşiflerin gerçekleştirilmesinde:

    • Haçlı Seferleri sırasında Müslümanlardan pusulayı öğrenen AvrupalIların pusulayı kullanmaya başlamaları;

    • Coğrafya bilgisinin artması. AvrupalIlar, Haçlı Seferleri sırasında dünyanın yaşadıkları coğrafyadan ibaret olmadığını anlamışlardır.

    • Efsane ve hurafelere inanmayan cesur ve kendine güvenen gemicilerin yetişmesi;

    coğrafi keşiflerin okyanus haritası

    • AvrupalIların Hristiyanlığı yaymak istemeleri;

    • Doğu ülkelerinin zenginliği ve AvrupalIların doğu ülkelerine ulaşmak için yeni yollar aramaları;

    • Türklerin İstanbul’u fethederek İpek ve Mısır’ı alarak da Baharat yollarının denetimini ellerine geçirmeleri;

    • Atlas Okyanusu’na kıyısı olan devletlerin yeni ticaret yolları bulmak istemeleri, etkili olmuştur.

    coğrafi keşifler sırasında yazılan kitaplar

    Endülüs Emevileri Devleti’nin yıkılmasıyla Avrupa’da bilimsel çalışmalar İspanyolların eline geçti. Endülüs kaynaklarından faydalanan Kristof Kolomb, dünyanın yuvarlak olduğunu ispatlamaya çalıştı. Kristof Kolomb, devamlı batıya gidilirse Hindistan’a varılacağı görüşündeydi. 1492’de bu amaçla yola çıktı ve iki ay sonra Amerika’nın batısındaki Bahama Adaları’na vardı. Buranın Hindistan olduğunu sandı. Ö-lümüne kadar yeni bir kıta keşfettiğini anlayamadı.

    batlamyus

    Kristof Kolomb, bu gezisinden sonra 1498’de iki defa daha sefere çıktı. Bu seferlerinde de yeni yeni yerler buldu.Kristof Kolomb’dan sonra Portekizli Cabrel Magellan, Cor-tez, Amerigo Vespucci tarafından Amerika’nın başka yerleri keşfedilmiştir.

    btlamytusun 15. yüz yılda çizdiği dünya haritası

    btlamytusun 15. yüz yılda çizdiği dünya haritası

    1507 yılında Amerigo Vespuçi, buranın yeni bir kıta olduğunu fark etmiş; Amerika’ya, asıl bulanın adı yerine, buranın yeni bir kıt’a olduğunu bildiren Amerigo Vespucci’nin adı verilmiştir.

    İlk kez 1507 yılında VValdseemuller isimli amatör bir Alman coğrafyacı bir makalesinde bu yeni kıtaya Amerigo Vespucci’den esinlenerek “Amerika” demiştir. Kıtanın adını, “Columbia” yapma girişimlerine karşı bu isim çok tutmuş ve daha sonra kuzeydeki büyük karaların da keşfedilmesiyle bu yeni kıta, Kuzey ve Güney Amerika olarak ikiye ayrılmıştır.

    coğrafi keşifler sırasında geliştirilen usturlap

    Ticaret amacıyla Afrika’nın batı sahillerini dolaşan Bartelmi Diyaz, yakalandığı bir fırtına sonucunda Fırtınalar Burnu’nu (Ümit Burnu) dolaşarak 1487’de Hindistan’a vardı.

    İspanyol Kortez, 1519’da Meksika’ya çıktı. Aztekler ve Mayalar yok edildi.

    Almagro ve Pizaro adlı iki İspanyol, 1532’de Güney Amerika’da Peru’yu keşfettiler. İspanyollar, İnka Uygarlığı’nı yok ettiler.

    coğrafi keşifler sırasında geliştirilen caravella gemisi

    1519’da Portekiz asıllı Macellan tarafından başlatılan batıya seyahat Del Kano tarafından tamamlanarak (1522) dünyanın yuvarlak olduğu ilk kez ispatlandı.

    Portekizliler ve İspanyollar tarafından başlatılan Coğrafî Keşifler, özellikle ingilizler, Fransızlar ve HollandalIlar tarafından tamamlanmıştır.

    Portekiz, Ispanya, Fransa, Ingiltere ve HollandalIlar keşiflere katılarak ele geçirdikleri yerleri sömürgeleştirmişlerdir.

    İtalyan Marco Polo, Arap gezgini ibni Batuta gibi bazı gezginler gördüklerini yazarak insanlığa ışık tutmuşlardır.

    ünlü kaşifler

    Coğrafî Keşiflerin Sonuçları

    Coğrafi Keşifler sonucunda;

    • Avrupa’da ticari hayat canlanmış ve zenginlik artmıştır. Avrupa ticari açıdan kendine yeter hale gelmiştir.

    • Burjuva sınıfı ticaret sayesinde zenginleşmiş, soyluların topraklarını satın alarak büyük güç kazanmıştır. Soyluların eski ayrıcalıklarını ve zenginliklerini kaybetmeleriyle Avrupa’da sosyal ve ekonomik olarak değişimler yaşanmıştır.

    • Deniz ticareti sayesinde zenginleşen Burjuva sınıfının desteğiyle Avrupa’da Rönesans hareketi başlamıştır.

    • Akdeniz limanları önemini kaybetmiş, Atlas Okyanusu kıyısındaki Lizbon, Bordo, Londra gibi limanların önemi artmıştır.

    • Yeni ticaret yollarının bulunmasıyla İpek ve Baharat Yolu eski önemini kaybetmiştir.

    • Deniz ticareti kara ticaretinden daha kârlı bir hale gelmiştir.

    christopher colombus'un keşif haritası

    • Avrupa’da temel geçim kaynağı olan tarımın yerini ticaret almıştır. Avrupa’da üretim ve alım gücü arttı.

    • Amerika’dan Avrupa’ya çok miktarda altın ve gümüş gelmiş, bu da Avrupa’da fiyat artışlarına ve enflasyona yol açmıştır.

    • ispanyollar ve Portekizliler, daha sonra HollandalIlar ve İngilizler büyük sömürge imparatorlukları kurmuşlardır. İspanyollar Meksika’da, Brezilya dışında bütün güney Amerika’da ve Filipin adalarında; Portekizliler de Afrika kıyılarında, Brezilyada ve Endonezya adalarında sömürgeler edindiler.

    Amerigo Vespucci

    • Avrupa’dan Amerika’ya ve keşfedilen diğer yerlere bir çok göçmen göç etmeye başladı. Bu göçlerle birlikte Avrupa kültür ve medeniyeti bütün dünyaya yayıldı.

    • İnsanlarda tartışma ve yeni şeyleri keşfetme duygusu gelişti.

    • Hristiyanların dinî inançları sarsıldı ve dünyanın düz olduğunu savunan kiliseye duyulan güven azaldı. Buna rağmen yeni keşfedilen yerlerde Hristiyanlık yayıldı.

    • Yeni kıtalar, ırklar, uygarlıklar keşfedildi, hayvan ve bitki türleri tanındı. Çeşitli baharatlar, tütün, mısır, domates, patates, vanilya, portakal, ceviz, kakao ve şeker kamışı gibi bitkiler Avrupa’ya getirildi.

    • AvrupalIlar, Amerika ve Afrika yerlilerine tam bir soykırım yaptılar. Böylece Amerika’da Kamçılı Medeniyet kuruldu.

    • Keşifler sonunda şehirleşme başladı.

    • Müslüman ülkeler, büyük zararlara uğradı. İslam ülkeleri yoksullaştı. Türkistan hanlıkları giderek zayıfladı ve Rus-lar karşısında gerilemeye başladı.

    vasco de gama

    Coğrafî Keşiflerin OsmanlI Devleti’ne Etkileri

    Coğrafî Keşifler, Osmanlı Devleti’ni de etkiledi. Coğrafî Keşifler sonucu dünya ticaret yollarının değişmesi, Osmanlı ekonomisini olumsuz etkiledi, ipek ve Baharat yollarına hâkim olmasına rağmen ticaret yollarının değişmesinden dolayı Osmanlı Devleti’nin ihracatı ve gümrük gelirleri azaldı. OsmanlI Devleti, ticareti canlandırmak için Avrupa devletlerine ticarî ayrıcalıklar verdi. Osmanlı ülkesinde ticaret yolları üzerinde faaliyet gösteren halk ve zanaatkârlar işsiz kaldı.

    Keşfedilen yerlerden Avrupa’ya taşınan altın ve gümüşün Osmanlı ülkesine girmesi, paranın değer kaybetmesine yol açtı. Paranın değer kaybetmesi sonucu mal ve eşya fiyatları arttı. Devletin artan giderleri karşılamak için yeni vergiler getirmesi, ekonomik sıkıntıların artmasına, dolayısıyla ülkede ayaklanmaların çıkmasına neden oldu.

    Coğrafi Keşifler sonucu Akdeniz limanları önem kaybedince, Osmanlı Devleti, Hint ticaret yolunun hâkimiyeti için Portekizlilerle, Akdeniz hâkimiyeti için de İspanyollarla mücadele etti. Osmanlı Devleti, Hıristiyan Avrupa karşısında Endonezya ve Uzak Doğu’daki Müslümanlara kalkan görevi üstlenmek zorunda kaldı.

     Coğrafi Keşifler hakkında Belgesel

    Devamını Oku
  • bizans imparatorluğu istanbul savunma surları

    İSTANBUL’UN FETHİ

    istanbulun fethi askeri açıdan

    İstanbul’un Türkler tarafından fethedilmesi Türk ve dünya tarihinin gidişatını etkilemiş, birçok önemli olayın yaşanmasına sebep olmuştur.İstanbul, tarih boyunca pek çok kez kuşatılmıştı. Ancak çok güçlü surlara sahip olması sebebiyle fethedilememişti. Makedonya kralı Filip, Roma imparatoru Septinus Severis, İranlIlar, Emeviler, Abbasiler, Ruslar, Macarlar, Latinler, Venedikliler, Cenevizliler ve son olarak OsmanlIlar İstanbul’u kuşatmışlardır.

    bizans imparatorluğu istanbul savunma surları

    OsmanlIlar devrinde ilk kuşatma, Yıldırım Bayezid tarafından 1391’de yapılmıştır. Kuşatma dört kez tekrarlanmış ve fethi kolaylaştırmak için Anadoluhisarı yapılmıştır. Çelebi Mehmet ve II. Murad da İstanbul’u kuşatmışlar, fakat çeşitli nedenlerle başarılı olamamışlardır.

    Fatih, büyük bir cihan devleti kurmak istiyordu. Bunun için de ilk başta İstanbul’u fethetmesi gerekiyordu.

    haliçin girişindeki kuşatma zinciri

    İstanbul’un Fethinin  Nedenleri

    İstanbul’un Fethi’nin nedenlerini şöyle sıralayabiliriz:

    • İstanbul’un son derece önemli bir coğrafi konuma sahip olması.

    • Bizans’ın, Avrupa devletlerini (Haçlıları), Anadolu beyliklerini ve Osmanlı şehzadelerini OsmanlIlar aleyhine kışkırtması.

    • İstanbul’un önemli bir kültür merkezi olması.

    • Osmanlı Devleti’nin Anadolu ve Rumeli’deki topraklarını birleştirmek istemesi. Anadolu’da ve Rumeli’de toprak kazanan Osmanlı Devleti toprakları arasında kalan Bizans’ın, devletin toprak bütünlüğünü ve ulaşımı engellemesi. Bizans’ın, OsmanlIların Rumeli’den Anadolu’ya, Anadolu’dan Rumeli’ye asker geçirmelerine zaman zaman engel olması.

    • İstanbul’un kara ve deniz ticaret yolları üzerinde bulunması. Osmanlı Devleti’nin Karadeniz ticaretini kontrol altına almak istemesi.

    • Osmanlı Devleti’nin İstanbul’u fethederek İslam dünyasında saygınlık kazanmak istemesi ve Hz. Peygamber’in İstanbul’un fethi ile ilgili hadisi.

    • Bizans’ın Osmanlı Devleti’nde meydana gelen taht kavgalarına müdahale ederek devletin iç işlerine karışması.

    • Balkanlara ve Anadolu’ya yapılacak seferlerin güvenliğinin sağlanmak istenmesi. Çünkü OsmanlIlar Anadolu yönüne sefere çıktığında Bizans arkadan saldırıyordu.

    istanbul'un fethinde kullanılan büyük toplar ve kuşatma kuleleri

    İstanbul’un Fethinin Fetihini Hazırlıkları

    II. Mehmet, hükümdar olunca hemen İstanbul’u fethetmek için gerekli hazırlıklara başladı. Fethi kolaylaştırıcı bazı tedbirler aldı. İlk olarak Karaman oğulları ile barış anlaşması yaptı.

    II. Mehmet, Yıldırım Bayezid’in Boğazın Anadolu yakasında yaptırdığı Güzelcehisar(Anadolu Hisarı)’ın karşısına, Boğazdan geçişleri kontrol etmek için İstanbul Boğazı’nın en dar yerinde bir hisar yapılmasını istiyordu.

    Osmanlı padişahının niyetini anlayan ve korkuya kapılan Bizans İmparatoru, elçi göndererek, bir takım vaadlerle Rumeli Hisarı’nın yapımını durdurmaya çalıştı. Rumeli Hisarı’nı kendi ülkesinin güvenliği için yaptırdığını söyleyen II. Mehmet, Bizans elçisine hitaben yaptığı konuşmada İmparator’a meydan okuyarak şöyle dedi:

    “İmparatorunuz Macarlar’la birleşip de babamın Rumeli’ye geçmesini engellediği zaman ne kadar güç durumda kaldığımızı unuttunuz mu? Kadırgalarınız Boğaz’ı kapadı. Babam Sultan Murad, Cenevizlilerden yardım istemek zorunda kaldı. Ben o zaman pek gençtim. Edirne’de bulunuyordum. Tehlike karşısındaki Müslümanlar korkudan titriyorlardı. Siz ise onlara hakaretlerde bulunuyordunuz.

    Babam, Rumeli yakasında bir kale yaptırmaya da Varna Savaşı sıralarında and İçmişti. O andı şimdi ben yerine getiriyorum. Kendi topraklarım üzerinde gönlümün dilediğini yaparım. Bunu engellemek için elinizde ne hak, ne de güç vardır. ¡ki yaka da benimdir. Anadolu yakası benimdir: Çünkü halkı OsmanlI’dan ibârettir. Rumeli yakası benimdir: Çünkü siz savunmasını bilmiyorsunuz.

    Gidiniz efendinize şunları söyleyiniz: Şimdiki Osmanlı padişahı, kendisinden öncekilere hiç benzemez. Benim gücümün eriştiği yere, imparatorunuzun hayalleri bile yetişemez.T

    Edirne’de Şahi adıyla surları yıkabilecek büyüklükte toplar döktürdü. 400 gemilik bir donanma hazırladı. Turhan Bey’i Mora’ya göndererek İstanbul’a yardım gelmesini engellemeyi amaçladı. Macarlarla üç yıllık anlaşma yaparak; Eflak ve Sırbistan ile barış anlaşmasını yenileyerek, Avrupa’dan gelebilecek tehlikeleri bertaraf etti. İstanbul’a yakın Vize ve Silivri kaleleri alındı.

    Türk hazırlıklarını endişe ile izleyen Bizans İmparatoru da savunma hazırlıklarına girişti. İmparator XI. Konstantin, Katolik ve Ortodoks kiliselerini birleştirmek istedi. Böylece papanın yardımıyla Avrupa devletlerinin desteğini sağlamak istiyordu. Haliç’in girişi kalın zincirlerle ve eski gemilerle kapatıldı. Halk silahlandırılıp surlar tamir edildi. Grejuva (Rum ateşi) adı verilen bir silah ile savunma güçlendirildi. Venedik, Ceneviz ve Ege Adalarından bir miktar asker yardımı sağlandı.

     istanbul'un kulatılması

    II. Mehmed, Hz. Muhammed (SAV)’in, “İstanbul mutlaka fetholunacaktır. O’nu alacak kumandan ne mutlu kumandan ve onun askerleri ne mutlu askerlerdir.” hadis-i şerifindeki ö-vülen komutan olabilmek için iyi bir eğitim görmüş, sağlam bir hazırlık yapmıştı.

    II. Mehmet, hazırlıkları tamamlandıktan sonra Edirne’den hareket ederek İstanbul surları önüne geldi. Bizans İmparatoru Konstantin Dragezes’e elçi göndererek şehrin teslim edilmesini istedi. Fakat teklif ret edilince 6 Nisan 1453’te kuşatma başladı. Osmanlı ordusunun mevcudu 75 bin kadardı.

    Büyük toplarla surlar dövülüyordu. Bizans aldığı yardımlar sayesinde başarılı bir savunma veriyordu.
    II. Mehmet, 21-22 Nisan gecesi 72 parçalık donanmayı Tophane’den Kasımpaşa limanına, Haliç’e indirdi. Bizans ve Latin donanması topa tutuldu. Sultan Mehmed, İstanbul’un fethi için çarpışmalar devam ederken, 28 Mayıs 1453’te akşam üstü, ikinci bir harp kurultayı topladı. Bu kurultaya ordunun bütün önemli komutanları çağrıldı. Sultan Mehmed komutanlara hitâben bir konuşma yaptı ve gece yarısından sonra, İstanbul’a üç koldan hücum edileceğini bildirdi. II. Mehmed, komutanlarına şöyle seslendi:

    “Ey benim Paşalarım, Beylerim, Ağalarım, şu İstanbul savaşındaki silâh arkadaşlarım!

    Sizi buraya, kararlaştırdığım umûmî hücumda şimdiye kadar gösterdiğinizden daha büyük fedâkârlık ve cesâret istemek için topladım. Adı bütün cihanda ün salmış İstanbul

    gibi bir şehri zabtedeceksiniz. İstanbul’un adı geçen yerlerde, o şehri zabteden kahramanlar olarak şan ve şerefle anılacaksınız!

    Bize daima pusular hazırlayan bu şehri zaptettikten sonra, emin yaşayabileceğiz, kapımızı açık bırakabileceğiz! Kale duvarlarını toplarla o kadar hırpaladık ki, size, hücum hedefi olarak bir kale değil, bir düzlük gösteriyorum. Fakat bununla beraber şehrin alınmasını pek o kadar kolay zannetmeyin! Sur enkazı üzerine atılacak yiğitler, büyük tehlikelerle karşılaşacaklardır. Maharetimiz, cesâretimiz her şeye üstün gelecektir. Zafer rüzgarı bizden yana esecektir. Kostantiniye bizim olacaktır.

    Bütün yiğitliğinizi takınınız, askerlerinizi şevk ile döğüş-mek için coşturunuz! Onlara anlatınız ki, askerlik, harp üç şeye bağlıdır: yılmamak; nâmus; itâat! Ne kadar yüksek bir maksada hizmet ettiğinizi göz önünde bulundurun!

    Hücumda yanınızda bulunacağım. Herkesin vazifesini nasıl yaptığını göreceğim. Şimdi dağılınız, çadırlarınızda yemek yiyiniz, dinleniniz, emirlerimi askerlerinize bildiriniz. Hücum emri verildikten sonrası sîzindir.

    Kumandanlarım, sizi selâmlıyorum!’

    II. Mehmed’in emriyle 28-29 Mayıs Salı gecesi saat bir ile iki arasında İstanbul’a son büyük Türk hücumu başladı. Gittikçe gücünü kaybeden İstanbul, 53 gün süren kuşatmadan sonra, 29 Mayıs 1453’te yapılan son saldırı ile Türklerin eline geçti. Tarih II. Mehmed’e “Fatih” diye parlak bir unvan verdi. Fatih Sultan Mehmed, henüz yirmi üç yaşında iken Hz. Mu-hammed (SAV)’in övdüğü komutan olma şânını kazandı.

    İstanbul’un Fethinin Sonuçları

    İstanbul’un fethi, meydana getirdiği sonuçlar bakımından Türk ve dünya tarihi açısından büyük önem taşır. İstanbul’un fethinin Türk tarihi açısından sonuçlarını şöyle sıralayabiliriz:

    • Osmanlı Devleti için yükselme dönemi başladı.

    • İstanbul, Osmanlı Devleti’nin başkenti oldu.

    • Boğazlar, Osmanlı hâkimiyetine girdi.

    • Karadeniz ticaret yolu, dolayısıyla ipek Yolu’nun kontrolü, OsmanlIların eline geçti. OsmanlIlar, ekonomik olarak güçlendiler.

    • Türklerin Avrupa’da güven içinde ilerlemeleri sağlandı.

    • II. Mehmet, Fatih unvanını aldı.

    • OsmanlIların Rumeli ve Anadolu’daki toprak bütünlüğü sağlandı.

    • OsmanlIların İslam dünyasındaki saygınlığı arttı.

    • Osmanlı topraklarının stratejik önemi arttı.

    İstanbul’un fethinin dünya tarihi açısından sonuçlarını da şöyle sıralayabiliriz:

    • Şehirleri çevreleyen surların toplarla yıkılacağı anlaşıldı. Avrupalı krallar derebeylerinin şatolarını toplar ile yıkarak Ortaçağ feodalite rejimine son verdiler.

    • ipek ve Baharat yolları Türklerin eline geçince Avrupalı denizciler başka deniz yollan aramak zorunda kaldılar ve bu da Coğrafi Keşiflere ortam hazırladı.

    • Bizans İmparatorluğu sona erdi.
    :v.ijş6SîS£!:’-’

    • İstanbul’un fethinden sonra BizanslI bilim adamlarının İtalya’ya gitmesiyle İtalya’da bilim, sanat ve edebiyatta büyük gelişmelerin yaşanmasına yol açan Rönesans hareketi başladı.

    • İstanbul’un fethi, Ortaçağ’ın sonu, Yeniçağ’ın başlangıcı olarak kabul edildi.

    • Ortodokslar Osmanlı himayesine alınarak onların din ve vicdan özgürlüğü sağlandı.

    İstanbul’un Fethi Videolu Konu Anlatımı

    Devamını Oku
  • timururun Yıldırm Beyazidi Esir Alması

    Timur

    “Gökyüzünde nasıl bir Tanrı varsa, yeryüzünde de tek bir hükümdar olmalıdır. ”

    TİMUR

    timur

    Timur İmparatorluğu’nun kurucusu olan Timur, Barlas kabilesine mensup olup, 1336 yılında Semerkand yakınlarındaki Keş şehrinde doğdu. Türk tarihinin en büyük komutan ve devlet adamlarından biri olan Timur, Büyük İskender’den sonra en büyük savaşçı hükümdar olarak tarih sahnesinde yerini aldı. Sergilemiş olduğu korkunçluk ve düşmanlarına karşı sıkça gösterdiği acımasızlık da askeri başarıları kadar efsaneleşmiştir.

    timururun Yıldırm Beyazidi Esir Alması

    Timur, girdiği çetin mücadeleler sonunda Çağatay Hanlı-ğı’nın tüm topraklarını ele geçirdi ve 1369 yılında Belh şehrinde emir ilan edildi. Daha sonra Semerkant’ı ele geçiren Timur, burayı kendine başkent yaptı.

    Timur, Cengiz Han’ın soyundan olmadığı için Çağatay hanları soyundan birini tahta çıkardı ve şeklen ona bağlı kaldı. Timur, emir olduktan sonra bir çok sefer gerçekleştirdi ve kurduğu devlet, XV. Yüzyılın ilk yıllarında Akdeniz’den Hindistan’a kadar uzandı. Kısa sürede Harzem, Horasan, Sis-tan, ¡ran, Buhara, Afganistan ve Azerbaycan’ı ele geçiren Timur’un yaptığı seferler içinde en önemlileri, Altınorda Seferi ve Ankara Seferi’dir. Altın Orda Devleti üzerine 1391 ve 1395 yıllarında iki sefer düzenleyen Timur, Altın Orda Hükümdarı Toktamış’ı yenilgiye uğrattı. Bu seferler sonunda Toktamış Han öldü ve Altın Orda Devleti dağılmaya başladı. Altın Orda Devleti’nin zayıflaması ve yıkılması, Rusların giderek güçlenmesine ve Türk dünyası için giderek bir tehdit oluşturmaya başlamasına neden oldu.

    Timur, 1393 yılında çıktığı sefer sonucunda Bağdat, Musul ve Güneydoğu Anadolu’yu ele geçirdi. Hindistan Sefe-ri’ne çıktı. Hindistan’ı istila etti. Delhi’yi ele geçiren Timur, şehri talan edip harabeye çevirdi.

    Timur, Hindistan üzerine yaptığı seferden döndükten sonra Doğu Anadolu ve Azerbaycan’da hüküm süren Karako-yunlular ve Bağdat’taki Celayirliler üzerine düzenlediği seferler sonucunda bu devletlere son verdi. Yenilgiye uğrayan Kara Koyunlu hükümdarı Kara Yusuf ve Celayirli hükümdarı Ahmet Celayir’in Yıldırım Bayezid’e sığınması, Timur ile OsmanlI Padişahı Yıldırım Bayezid’i karşı karşıya getirdi. Timur, Kara Koyunlu hükümdarı Kara Yusuf ve Cezayirli hükümdarı Ahmet Celayir’in kendisine verilmesini istedi. Yıldırım Baye-zid’in bu isteği geri çevirmesi üzerine Timur, 1402 yılında Anadolu’ya girerek Ankara Meydan Savaşı’nda Yıldırım Bayezid’i yenilgiye uğrattı ve Yıldırım’ı esir aldı. Bursa’ya kadar i

    lerleyişini sürdüren Timur, şehri talan etti. Timur’a esir düşen Yıldırım Bayezid, kahrından öldü.

    Timur, Ankara Zaferi’nden sonra memleketine dönmeden evvel Osmanlı Devleti’nin birliğini parçalamak için tedbirler almıştı. Anadolu Beyliklerini eski sahiplerine veya varislerine geri vermiş, geriye kalan Osmanlı ülkesini şehzadeler arasında paylaştırmıştır. Süleyman Çelebi Rumeli’de, İsa Çelebi Balıkesir taraflarında, Mehmet Çelebi de Amasya’da Padişahlıklarını ilan etmişlerdi.

    Yıldırım Bayezid gibi bütün dünyaya hâkim olmayı amaçlayan Timur, Türk dünyasına büyük zarar verdi. Anadolu Türk birliğinin bozulmasına neden olan Timur, Türklerin Avrupa’da ilerlemesini de engelledi. Timur’un Ankara Savaşı’nda Yıldı-rım’ı mağlup etmesi, İstanbul’un fethini de geciktirdi.

    Timur’u en iyi târif eden üç kelime: Tahrip, katliâm ve yağma… Nitekim kendisi de adını ebediyen yaşatmak için bu yola başvurduğunu söylüyor. Timur, 1402’de Ankara Savaşı’nda Yıldırım Bayezid’i yenilgiye uğratıp Anadolu’yu yakıp yıktıktan sonra Karabağ’a döndü. Çin Seferi’ne çıkmadan önce yakınlarından biri Timur’a şöyle dedi:

    - “Benim devletli Han’ım! Yeryüzünde sizinle boy ölçüşecek kimse kalmadı. Her diyarın hükümdarı sana itaat edip boyun eğdi. Buna rağmen niçin her gittiğin yeri harap edip ismini lekeliyorsun? ”

    Timur, şöyle cevap verdi:

    - “Bazı insanlar vardır ki kendileriyle beraber namları da ölür. Ben de böyle olmaktan çekiniyorum. Yani namımı dünya durdukça yaşatmak istiyorum. Öyle şeyler yapmalıyım ki beni unutmasınlar. Ben, Selçuklu Sultanı Alâeddin gibi bir padişah oğlu değilim. Benim babam kuyumcudur. Babamdan

    miras kalmadı ki han, hamam yaptırayım da unutulmayayım. Bu yüzdendir ki ben de, kendimi ebedileştirmek İçin tahrip ediyor ve öldürüyorum. Nerede bir harâbe görüıiorao bu Timur’un eseridir diyecekler ve beni unutmayacaklar.”

    Timurlenk ve Aksak Timur lâkaplarıyla meşhur olan, “Gökyüzünde nasıl bir Tanrı varsa, yeryüzünde do tok bir hükümdar olmalıdır.” diyen, bu düşüncesini gerçekleştirmek için de gayr-i meşru her yola başvuran, tarihin kaydettiği ender kişilerden olan, Timur, usta bir savaşçı, gerçek anlamda bir hükümdar, son derece cesur, üstün vasıflı ve kurnaz bir yönetici idi.

    Rakiplerinin hepsini bertaraf ederek, teşkilatçılığı, savaşçılığı ve gaddarlığı ile imparator olan Timur, birçok imparatorluğa son verdi. Timur, hepsi zaferle sonuçlanan 17 sefer düzenlemiş, 27 ülkenin hakanına baş eğdirmiş, geniş bir alanda hâkimiyet kurmuştur.

    Timur, son seferini Çin üzerine düzenledi. Ordusuyla Ot-rar’a vardığında hastalandı. 1336’da Semerkant dolaylarında başlayan bir ömür, Çin Seferi’ni tamamlamaya imkân bulamadan, 1405 yılında sona ermiştir. Timur’un ölümünden sonra ülkesi, çocukları ve torunları arasında paylaşıldı. Uzun mücadelelerden sonra Timur’un küçük oğlu Şahruh’un, yeniden büyük kısmına sahip olduğu Timurlular Devleti, bir daha eski gücüne kavuşamadı. Timurlular Devleti, 1507 yılında doğudan Özbeklerin, Batıdan Akkoyunluların ve Karakoyunluların saldırıları sonucu sona erdi.

    Devamını Oku
  • Jan Dark

    Yüzyıl Savaşları

    Jan Dark

    Tarihte “Yüzyıl Savaşları” olarak anılan ve Ingiltere ile Fransa arasında 116 yıl süren savaşlar, 1337 yılında Fransa Kralı Dördüncü Philip’in, İngiliz Kralı Edvvard’ın Fransa’daki topraklarına el koymasıyla başladı. Yüzyıl Savaşları’nın başlarında İngilizler üstün durumdaydı. İlk büyük çatışma 1340’ta Sluys Nehri ağzında meydana geldi. 24 Fransız teknesi bu çatışmadan kaçarak kurtulabildi. Daha sonra İngiliz orduları, 1346’da Crecy’de 60 bin Fransız askerini öldürerek büyük bir zafer kazandılar. 1356’da Poi-tiers’de bir zafer daha kazanan İngilizler, Fransa Kralı II. Je-an’ı esir aldılar. Fransızlar, 1360’ta Bretigny Antlaşmasfyla çok büyük toprak kaybı yaşadı.

    Sluys Nehri

    Savaşın ilerleyen dönemlerinde, Lorenli köylü bir kız olan ve dini duygularla hareket ederek İngilizleri ülkeden çıkarma görevi aldığına inanan on altı yaşlarındaki Jan Dark (Jeane d’Arc)’ın Orleans’ı kurtarması, Fransa’da millî duyguların yükselmesine neden oldu. İngilizleri Patay’da yenilgiye uğratan Jan Dark, Paris’i kurtarma girişiminde başarılı olamadı ve esir düştü.

    Jeanne Darc’ın İngiiizler’e esir düşmesi ve bir süre sonra yakılarak öldürülmesi savaşın seyrini değiştirdi. Bu gelişme sonrası kendi aralarındaki anlaşmazlıklara son veren Fransız halkı, VII. Şarl’ın etrafında birleşerek ingilizlere karşı ayaklandılar. Kaybedilen yerleri geri almak için harekete geçen VII. Şarl, 1436’da Paris’i, 1441′de Champagne’ı, 1450’de Maine ve Normandiya’yı, 1453’te Guyenne’i İngilizlerin elinden aldı. Böylece İngiltere ile Fransa arasında yüzyıldan fazla süren savaşlar, 1453 yılında Fransa’nın üstünlüğü ile sona erdi. Ancak iki devlet arasında bu savaşları bitiren barış antlaşması, Ağustos 1475’te imzalandı. 116 yıl süren bu savaşın, 30 yıl kadarı seferle, geriye kalanı ise sükûnetle geçmiştir.

    VII. Şarl

    Yüzyıl Savaşları’nın dünya tarihi açısından çok önemli sonuçları oldu. İngiltere ve Fransa, bu savaşlardan çok büyük zarar gördü. Fransa yakılıp yıkıldığından ülkede yoksulluk arttı. Savaş sırasında birçok derebeyi hayatını kaybetti, dolayısıyla krallık rejimi giderek güç kazandı. Yüzyıl Savaşları, Avrupa’da hiçbir ülkenin, AvrupalI bir başka devlet tarafından sömürge haline getirilemeyeceğini gösterdi.

    Yüzyıl Savaşları, Osmanlı tarihi açısından da önemli sonuçlar doğurmuştur. İngiltere ve Fransa’nın kendi aralarında uzun süre savaşmaları, OsmanlIların Balkanlar’da ilerlemesini kolaylaştırmıştır. 1402 Ankara Savaşı’ndan sonra parçalanan ve dağılma tehlikesi geçiren Osmanlı Devleti’ne, İngiltere ve Fransa arasında yaşanan mücadele dolayısıyla Avrupa’dan önemli bir saldırı olmadı. Bu da Osmanlı Devleti’nin kısa sürede toparlanmasına, güçlenmesine ve İstanbul’u fethederek bir dünya devleti hakline gelmesine yol açtı.

    Devamını Oku
  • Büyük Veba Salgını

    Dünya Tarihinin En Korkunç Salgın Hastalığı

    Büyük Veba Salgını

    Büyük Veba Salgını, Kara Ölüm veya Kara Veba, 1300-1450 yılları arasında, tüm dünyada ortalama 150 yıl süren “Yersinia pestis” adı verilen bakterinin yol açtığı salgın hastalıkların dünya nüfusunun üçte birini ortadan kaldırması olayıdır.

    14. yüzyılın başlarında ilk olarak Orta Asya’da ve Hindistan’da ortaya çıktığı sanılan Veba Salgını, ipek ve baharat taşıyan kervanlarla Avrupa’ya kadar yayıldı. Mikrop Avrupa’ya Asya’dan tahıl ve eşya getiren gemilerin taşıdığı fare ve pire gibi hayvanlarla taşınmıştı. Asya ile en fazla deniz ticareti yapan Cenevizliler sayesinde bu hastalık önce İtalya’yı

    sarmış, oradan da sırasıyla Fransa, İspanya, Portekiz, İngiltere ve İskandinavya gibi tüm Avrupa ülkelerine ulaşmıştı.

    Hastalık, girdiği bedeni birkaç saat sonra korkunç acılar içinde öldürüyordu. Bu salgına yakalanan hastanın derisi, son aşamalarda koyu mor bir renge dönmesinden dolayı bu hastalığa “Kara Ölüm” adı verildi. Kara Ölüm, Avrupa’da şehirlerin tümünü darmadağın ederken, Avrupa uygarlığının da paniğe kapılmasına yol açtı. Hastalığın Avrupa’da hızla yayılmasında ve Avrupa’nın çok büyük kayıplar vermesindeki en büyük etkenlerden biri ise, o dönemde Avrupa’da hâkim olan pislik, temizlenmemedir. Bunun sonucunda fareler ve pireler her yeri sarmış, Sicilya üzerinden Avrupa ve Kuzey Amerika da hastalıkla tanışmış ve milyonlarca insan ölmüştür.
    Veba Salgınfnm tüm Avrupa’ya yayılması sonrası meydana gelen olaylara şahitlik eden Sienalı Agnolo di Tura, şöyle diyordu: ‘Yüzlerce İnsan gece gündüz ölüyordu. Her

    birini kazdığımız hendeklere atıp üzerlerini toprakla örtüyorduk. Hendekler kısa sürede dolunca hemen yenilerini kazıyorduk. 5 çocuğumu kendi ellerimle gömdüm. Hayatta kalanlar dünyanın sonunun geldiğine kanaat getirmişti. ”

    Aragon Kralı IV. Pedro’nun karısı Kraliçe Leanor, İngiltere Kralı III. Edvvard’ın kızı Joan gibi soylular da veba salgınından hayatını kaybetti. Bir çok din adamı ve tanınmış kişi vebaya yakalandı.

    Kara Ölüm, Avrupa nüfusunu büyük oranda etkilemiş ve Avrupa’nın sosyal temellerini değiştirmiştir. Roma Katolik Ki-lisesi’ne büyük bir darbe vuran bu salgın, Müslümanlar, Ya-hudiler, yabancılar ve dilenciler başta olmak üzere azınlıklara zulmedilmesine yol açmıştır. Günlük hayatın belirsizliği ve insanların hastalık karşısındaki çaresizliği, insanları o günü yaşamaya itmiş, umursamaz ve vurdumduymaz bir nesil yetişmiştir.

    1349 yılında doruğuna eren Veba Salgını, aynı yılın sonbaharında hızını kaybetti ve Avrupa’yı altüst ederek kıtayı terk etti. Salgın sona erdiğinde Avrupa nüfusunun üçte birinden fazlası ölmüştü.

    Devamını Oku
  • ENGİZİSYON MAHKEMESİ

    ENGİZİSYON MAHKEMELERİ

    ENGİZİSYON MAHKEMESİ

    Engizisyon, Ortaçağ Avrupası’nda Katolik Kilisesi’nin dinî inançlara karşı gelenleri cezalandırmak için kurduğu kilise mahkemeleridir. Kilisenin baskıcı düşünce sistemine (Skolâstik düşünceye) karşı çıkanlar, bu mahkemelerde en ağır şekilde cezalandırılmışlardır.

    İlk Engizisyon Mahkemesi, Papa 9. Grogory tarafından 1203 yılında Fransa’da Toulouse’da kilise ve dine hakaret edenlere karşı kuruldu. Genellikle St. Dominik Tarikatı mensuplarının denetiminde çalışan Engizisyon Mahkemeleri, Kilisenin başkanlığında toplanır, kilisenin öğretilerine karşı çıkanlara cezalar verirdi. Kilisenin öğretilerine karşı çıkanlara genellikle ölüm cezası verirdi. Papa 9. Gregory, “Engizisyon El Kitabı” isimli bir rehber hazırlamış, bu eserde sapkınlara(?) işkencenin serbest olduğunu, hatta suçlu ölmüşse mezarından çıkarılıp işkence edilebileceğini yazmıştır.

    ENGİZİSYON İŞKENCE ALETİ

    Engizisyon Mahkemeleri, uyguladıkları acımasız ve zalim işkence yöntemleriyle kendilerinden uzun yıllar bahsettirmişlerdir. Gerek kararları, gerek siyasî ve dinî gücüyle üç mahkeme Avrupa’da uzun yıllar insanların korkulu rüyası olmuştur.Ortaçağ Engizisyonu, Valdensesler ile Katharlar’ın kurulu düzeni sarsan öğretiler yaymaya balamaları üzerine, 1231’de Papa IX. Gregorius tarafından kurulmuştur. 1252 yılında Papa IV. Innocente, işkenceyi mübah sayarak, suçlu bulunan veya suçlarını itiraf edenlerin diri diri yakılmasına karar verdi.

    GİULİO SANTORİ

    İspanyol Engizisyonu ise, Castilla Kraliçesi I. Isabella’nın ısrarı üzerine, Papa IV. Sixtus tarafından 1483 yılında Müslümanlarla Yahudi’lerin Hıristiyanlaşmasını sağlamak için kurulmuştur.

    Roma Engizisyonu da, 1542′de Roma Katolik Kilisesi’nin savunduğu öğretiyi korumak için III. Paulus tarafından kurulmuştur.

    Fransa, İtalya ve İspanyanın yanında Hollanda, Portekiz ve daha sonra Yeni Dünya’daki Katolik ülkelerde de engizisyon uygulandı. Fakat, engizisyonun uyguladığı zulüm, 15. yüzyılda ispanyada doruğa ulaştı.

    ENGİZİSYON İŞKENCE AALETİ DIRHILTICI

    Engizisyon Mahkemeleri, uyguladıkları İşkencelerle Orta Çağ Avrupası’nda siyasî ve dinî birçok gelişmeye yol açmışlardır.

    Engizisyon mahkemelerinin uyguladığı işkence türleri hep tartışma konusu oldu. Böğüren Boğa, Engizisyonun en büyük işkence icadından biri olup suçlu, metalden yapılmış boğanın karnına konuyor ve ateşe tutularak bağıra bağıra öldürülüyordu. Kilisenin suçlu gördüğü mahkûmlar arenada aç veya yırtıcı hayvanların önüne atılarak işkenceyle katlediliyordu. Boğarak öldürülme ve kırbaçlama da Engizisyon mah

    kemelerinin başvurduğu zulüm ve işkence yöntemleriydi. “Kurbanın ağzına, büyük hunilerle bir seferde litrelerce su, hatta kimi zaman idrar boşaltılıyordu. Günahkârların kalçaları kızgın kerpetenlerle sıkılıyordu.” türü akla ziyan işkence türlerini duydu insanoğlu, Engizisyon Mahkemeleriyle birlikte. Bu mahkemelerde yargılanan yüz binlerce insan öldürüldü. “Kızgın kerpetenler, çivili sandalyeler, büyük huniler, parmakları sıkıştıran mengeneler, ölüm askıları…” gibi işkence âletleri, Engizisyon Mahkemelerinin zulmünü gözler önüne sürdü.

    Dinsizlik, dine ve din adamlarına saygısızlık, büyü ve sihir, zina suçlarını işleyenlerin en ağır cezalarla cezalandırıldığı Engizisyon Mahkemeleri, ancak 1830’da tamamen ortadan kaldırılabildi.

    Engizisyon zulmü, Avrupa’da bilim, edebiyat ve güzel sanatların gelişmesini engelledi. Kilisenin halk üzerindeki baskısı, Reform hareketlerinin başlamasına, Protestanlık ve Kalvenizm gibi yeni mezheplerin ortaya çıkmasına neden oldu. Engizisyon Mahkemelerinin kararıyla Hristiyanlığı kabul etmeyenler yakılmış, mallan da yağma edilmiştir. Yüz binlerce Müslüman ve Yahudi, Hristiyanlaşmış; Ispanya’da Camiler kiliseye çevrilmiştir.

    Engiziyon Mahkemesi kararıyla Gırnata’da 1 milyon cilt kitap yakılmıştır. Kardinal Ximenes, 80 bin el yazması eseri, bizzat eliyle yaktı. Galileo Galilei, “Güneş evrenin merkezindedir” dediği için yargılandı. Ortaçağ aydınlarından bilim adamı Roger Bacon, Fransisken öğretisini eleştirdiği için 15 yıl hapis yattı. İngiliz filozof Ockhamlı William, Papalığa karşı imparatorluğu desteklemenin Incil’e uygun olduğunu söylediği için mahkûm edildi, Münih’e kaçarak yaşamını burada sür

    dürmek zorunda kaldı. Kopernik’in tezini savunan ve Evrende, Dünya’dan başka birçok gezegenin bulunduğunu söyleyen İtalyan filozof Giardano Bruno, aykırı görüşler beslediği için Roma’da kazığa bağlanıp, diri diri yakıldı.

    Ortaçağ Avrupa’sında Kilise, Engizisyon Mahkemeleri yoluyla halk üzerinde büyük bir baskı kurmuş; edebiyat, bilim ve sanattaki gelişmelerin engellendiği bu dönem tarihte “Karanlık Çağ” olarak adlandırılmıştır.

    Devamını Oku
  • Cengiz han ve Askerleri

    Cengiz Han

    CENGİZ HAN Asıl adı, Temuçin olan Cengiz Han, 1155 yılında Moğolistan’da doğdu. Kıyat başbuğu Yegüsey Bahadır’ın oğludur. Temuçin, dokuz yaşına geldiğinde babası bir düşman kabilesi tarafından öldürüldü ve ailenin geri kalan fertleri sıkıntı içinde yaşadı. Delikanlılığında bir düşman kabilesine esir düştü, boynuna tahta bir boyunduruk geçirildi. Kendisini esir alanların elinden kurtulup Kıyat boyunun başına geçen Temuçin, dağınık yaşayan Moğol boylarını birleştirerek Moğol Devle-ti’ni kurdu. Temuçin, ilkel ve kıraç bir ülkede okuması yazması olmayan bir mahkûm konumundan, dünyanın en güçlü adamı konumuna yükseldi.

    1206’da büyük kurultay tarafından “Cengiz” ünvanıyla büyük hükümdar ilân edildi. Cengiz’in “Han” ilan edilmesinden sonra Moğol ordusu, Naymanları, Oyratları ve Kırgızları ye

    Cengiz han ve Askerleri

    nilgiye uğratarak, cihanın geniş ülkelerini görülmemiş bir çabuklukla fethetmiştir. Moğol ordusunun son derece disiplinli bir yapıya sahip olması ve Moğol askerlerinin sahip oldukları yüksek kabiliyetler bu başarıda önemli rol oynadılar.

    Cengiz Han, güçlü orduyla Çin seferine çıktı; Pekin’i ele geçirdi.. Uygurlar’ı, Karluklar’ı, Karahıtaylar’ı tek tek ortadan kaldırdı.
    Harzemşahlar üzerine sefere çıkan Cengiz Han, Harzem-şahlar’ı yenilgiye uğratarak, Batı Türkistan’ı ele geçirdi. Bu sefer sırasında meydana gelen bir olay, şöyle anlatılır:

    Cengiz Han ile Celâleddin Harzemşah, 1219 yılında İndus kıyılarında karşı karşıya gelmişlerdi. Celâleddin Harzemşah önüne çıkan Moğolları kılıçtan geçirip yüksek bir yerden kendini, atı ile İndus Nehri’ne attı. Celâleddin Harzemşah’ın karşıya geçişini izleyen Cengiz Han, şöyle dedi:

    -“İşte, Cengiz Han’ın da böyle bir oğlu olmalıydı.”

    Bu hunhar Moğol’un çelik iradesi vahşiliğini önleyememişti. Cengiz Han, kazandığı zaferle dünyaya heyecan ve korku salıyordu. Moğollar, girdikleri şehirleri yakıp yıkarak, halkı kılıçtan geçiriyorlardı.

    Cengiz Han, zaptettiği; Adriyatik’ten Japon denizine kadar olan yerlerin milyonlarca halkını koyun gibi boğazlatmıştı. Zâlim bir hükümdar olan Cengiz, girdiği şehirlerde korkunç katliâmlar yapmasıyla tanınıyordu. Birçok şehir, Cengiz Han’ın katliâmına mâruz kalmamak için kendiliğinden teslim oluyordu. Buna rağmen yine de Cengiz’in kılıcına kurban gitmekten kurtulamıyorlardı.

    Cengiz Han’ın kapılarına dayandığı bir şehir halkı, elçi göndererek; “Hiçbir mukâvemette bulunmayacaklarını, şehrin anahtarlarını teslim edeceklerini, fakat kan dökülmemesi-ni istediklerini’ söylüyorlar.

    Cengiz, kan dökülmeyeceğine söz veriyor. Fakat şehre girince büyük çukurlar kazdırıp şehir halkını canlı canlı çukurlara dolduruyor ve üstlerini toprakla örttürüyor, böylece sözünde durmuş ve kan dökmemiş oluyordu.

    iyi bir teşkilatçı, usta bir asker ve büyük bir yönetici olan Cengiz Han, Moğol Imparatorluğu’nun idârî işlerini düzenleyen Cengiz Yasası’nı hazırladı… Cengiz Han, dünyada gelip geçmiş en büyük devlet adamlarından biri olması vasfını, en ziyade nizam ve intizam duygusu ile teşkilatçılık ve insan tanıma kabiliyetlerine borçludur. Devletin ve halkın vazifelerine ait emirlerinden meydana gelmiş olan yasası, İslam, Çin ve diğer devletlerin ananeleriyle uyumlu olduğundan uzun yıllar geniş bir coğrafyada uygulanmaya devam etmiştir.

    Sınırları, doğuda büyük Okyanus’tan batıda Anadolu’ya, kuzeyde Sibirya’dan güneyde Himalaya Dağları’na kadar uzanan büyük bir imparatorluk kuran Cengiz Han, 1227 yılında çıktığı Çin Seferi’nde hastalanmıştı. Hastalığının yedinci günü 18 Ağustos 1227’de 60 yaşında Kansu’da ölen Cengiz Han, son arzularını şöyle belitmiştir:

    -“Eh artık büyük rüya bitti ve bana da yol göründü. Her günün bir gecesi vardır ve bir ışık sönecektir. Taht üzerinde oturanlar da kuru tahtaya yaslananlar da günün birinde kuru bir kalıba dönecektir… Ne mutlu o insanlara ki, kapanan günden ışık alırlar ve gecelerini aydınlatırlar. Siz o mutlu kişilerden olup, benim ölümümden bir şeyler öğrenin. Aranızda post kavgası olmasın, beni doğduğum Burhan Haldun dağlarına gömünf

    Cengiz Han’ın cesedi Baykal Gölü’nün güneydoğusundaki Burhan Haldun Dağiarı’nda gizli bir yere defnedildi. Cengiz Han’ın 1227 yılında ölümüyle birlikte kurmuş olduğu imparatorluk, kısa süre sonra dağıldı. Ama Moğol hâkimiyeti, dağılmanın arkasından kurulan birkaç devlet vasıtasıyla uzun süre devam etti.

    Devamını Oku
  • Haçlı seferleri Haçlı Ordusu

    Haçlı Seferleri

    Haçlı seferleri Haçlı Ordusu

    Hıristiyan Avrupa’nın, 11.-13. yüzyıllar arasında Kudüs ve çevresini almak amacıyla Türk ve İslam ülkeleri üzerine yaptıkları saldırılara Haçlı Seferleri denir. On birinci yüzyılın sonlarına doğru Hıristiyan AvrupalIlar, Müslüman-Türk memleketlerine saldırmaya başladılar. Haçlı orduları sürüler halinde doğuya doğru harekete geçti. Yakalarına birer haç işareti diktikleri için bu orduların Müslümanlar üzerine yaptıkları seferlere “Haçlı Seferleri”, yaptıkları savaşlara da “Haçlı Savaşları” denildi.

    Ortaçağda Avrupa’da derebeylik yönetimi hâkimdi. Halk son derece cahil olup koyu bir taassup içindeydi. Avrupa’nın her şehrinde bir Hıristiyan kilisesi vardı. Her kilisenin başında bir papaz bulunuyordu. Roma Kilisesi’nin başpapazına Papa denirdi. Papalar, kendilerini bütün Hıristiyanların başı, İsa Peygamberin yeryüzündeki vekili olarak görüyorlardı.

    Hz. İsa’nın doğduğu yer olan Kudüs, 7. yüzyılda Halife Hazreti Ömer döneminde Müslümanların eline geçmişti. Nüfuzlarını arttırmak isteyen Papalar, Kudüs’ü almak bahanesiyle Avrupa’nın bütün krallarını, derebeylerini kışkırttılar.

    kudüs savaşı

    Haçlı Seferleri’nin Nedenleri

    1096 yılında başlayan ve 1270 yılına kadar devam eden Hıristiyan dünyasının İslam âlemi üzerine yaptığı seferler, birçok nedene dayanmaktadır. Bu nedenleri şöyle sıralamak mümkün:

    • Malazgirt Savaşı’ndan sonra Anadolu’daki Türk ilerleyişi karşısında Bizans’ın yardım isteği,

    • Fatımilerin Haçlıları davet etmesi,

    • Hıristiyanlığı yayma düşüncesi,

    • Kutsal yerleri geri alma düşüncesi,

    • Papa’nın siyasi etkinliğini artırmak için halkı tahrik etmesi,

    • Kluni tarikatının çalışmaları,

    • Derebeylerin yeni topraklar elde etmek istemesi,

    • Doğunun zenginliklerine ulaşma isteği,

    • Doğu ticaret yollarının Müslümanların elinde bulunması…

    Haçlı seferlerinin görünürdeki sebebi Kudüs’ü Müslümanların elinden kurtarmaktı. Fakat gerçek nedeni yağmacılıktı. Avrupa derebeylerinin paraya ihtiyacı vardı. Derebeyler, İslam memleketlerini soyarak zengin olmak, sefalet içinde yaşayan ve işsiz olan köylülere iş bulmak istiyorlardı.

    tapınak şovalyeleri

    Haçlı Seferleri

    Papa II. Urban ile gezgin bir keşiş olan Piyer Lermit, Haçlı Seferleri’nin düzenlenmesinde önemli rol oynadılar. Papa II. Urban, 1095 yılında Fransa’nın Clermont şehrinde toplanan konsilde, Hristiyanları, Müslümanlara karşı savaşa davet eti. Papa II. Urban, 27 Kasım 1095 tarihinde Fransa’da Clermont Konsili’nin kapanış töreni için toplanan insanlara hitâben yaptığı konuşmada şöyle diyordu:

    “Sevgili kardeşlerim!

    Papa II. Urban

    Piyer Lermit

    Günümüz şartlarının zorlamasıyla ben, Tanrı’nın izniyle Papalık tacını taşıyan, bütün Dünya’nm papası, Urbanus, size, Tanrı’nın hizmetkârlarına Tanrı’nın buyruğunu açıklamak için haberci olarak geldim. (…)

    Tanrı’nın çocukları olarak yaşadığınız çevrede barışı sürdüreceğiniz ve Kilise’nin kurallarına sâdık kalacağınız konusunda Tanrı’ya söz vermiş olmanıza karşın, -Tanrı’nın bağış-layıcılığından yeniden güç alarak- sizi Tanrı’dan daha az ilgilendirmeyen değerli çabanızda gücünüzün derecesini göstermeniz gene de gerekli; zira Doğulu kardeşlerinize ivedilikle yardım etmek zorundasınız (bu konuda sık sık söz verilmiştir ve bu çok büyük bir zorunluluktur).

    İçinizden birçoğunuzun bildiği gibi, Türkler ve Araplar onlara saldırdılar ve Romania topraklarında, Hellespontos (Çanakkale Boğazı) denen Akdeniz bölgesine kadar ilerlediler ve -sürekli olarak bu Hıristiyanların ülkesinde daha içerilere doğru sokularak- Hıristiyanları yedi kez yendiler, onları öldürdüler ve birçoğunu esir aldılar, kiliseleri yakıp yıktılar ve krallıklarını yok ettiler.

    Eğer şimdi onlara karşı koymazsanız, Tanrı hizmetkârları üzerine daha geniş biçimde etkilerini yayacaklar. İşte bu yüzden, size -varlıklılara olduğu kadar yoksullara da- kardeşim

    terimizin yaşadığı bölgelerdeki bu aşağılık hayvan soylarını önlemek için acele etmenizi ve Isa’ya inananlara tam zamanında yardım etmenizi rica ediyorum ve sizi yardıma çağırıyorum (Isa’nın muştucuları olan sizlere rica eden ve yardıma çağıran ben değilim Tanrı’dır).

    Burada hazır bulunanlara konuşuyorum, hazır bulunmayanlara onu bildireceğim, ama buyuran Isa’dır. (…) Eğer oraya gidenler, karadaki ya da denizdeki seyahatleri sırasında ya da paganlara karşı savaşta yaşamlarını yitirirlerse, hemen günahları bağışlanacak; Tanrı’nın bana verdiği yetkiyle ben bunu onlara veriyorum. (…)

    Daha önce inananlara karşı -özel savaşta- şeytanca savaşmaya alışanlar, inanmayanlara karşı savaşırlarsa ve uzun süre önce başlamış savaşın zaferle noktalanmasını sağlarlarsa; bugüne kadar eşkıya olanlar asker haline gelirler; daha önce kardeşleriyle ana-babalarıyla savaşanlar barbarlara karşı savaşmaya başlarlar (zaten olması gereken de budur); daha önce iğrenç ücretler karşılığı paralı asker olanlar şimdi ebedî ödülü kazanıyorlar; hem bedenleri hem de ruhlarını harcayıp tüketenler, şimdi çift ödül kazanmak için çaba harcıyorlar.

    Bunlara ne ekleyebilirim? Bir yanda yoksullar, öte yanda varlıktılar olacak; burada Tanrı’nın düşmanları, orada dostları.Gecikmeden kolları sıvayın; savaşçılar işlerini düzene koysunlar ve harcamaları için gerekli olan şeyleri toparlasınlar; kış sona erip ilkbahar geldiğinde, Tanrı yönetiminde neşeyle yola düşmek için harekete geçsinler.”

    II. Urban, Ağustos 1095 tarihinden 1096 yılının Eylül ayına kadar Avrupa’yı adım adım dolaşarak, halkı, “Kutsal toprakları ve orada yaşayan kardeşlerimizi dinsizlerin elinden kurtaralım.” diyerek savaşa davet etti. Piyer Lerrmit ise bütün

    Fransa’yı dolaşarak, halkı Haçlı Seferleri’ne katılmaya çağırdı. Piyer Lermit, düzenli orduların oluşmasını beklemeden etrafına toplanan, çoğunluğu işsiz ve yoksullardan oluşan, 100.000 kişiyle harekât tarihi olarak belirlenen 15 Ağustos 1096 gününü beklemeden İslam dünyası üzerine harekete geçti. Geçtikleri Hristiyan ülkelerde bile halkı öldürüp kiliseleri yağmalayan bu ilk Haçlı sürüleri, İznik önlerinde Türkiye Selçuklu Sultanı I. Kılıç Arslan tarafından yenilgiye uğratıldı ve Piyer Lermit, İstanbul’a kaçarak canını zor kurtarabildi.

    I. Kılıç Arslan

    1096 yılında başlayan Haçlı Seferleri, 1270 yılına kadar devam etmiştir. Bu Haçlı Seferlerinden en önemlileri, 1096-1099 yıllarında gerçekleştirilen ve Kudüs’ün Haçlıların eline geçmesiyle sonuçlanan I. Haçlı Seferi, 1147-1149 yıllarında yapılan ilk kez kralların ve imparatorların da katıldığı II. Haçlı Seferi, 1189-1192 yılları arasında Kudüs kuşatmasının başarısızlıkla sonuçlandığı III. Haçlı Seferi, 1204’te İstanbul’da bir Latin İmparatorluğu kurulmasıyla sonuçlanan IV. Haçlı Sefe-ri’dir.

    Haçlı Seferleri, AvrupalIların, yağma, talan, katliam gibi insanlık dışı her türlü davranışları sergiledikleri seferler olmuştur. İnsanlık tarihinin en kara lekelerinden biri olan I. Haçlı Seferi (1099) sırasında Frank lider Raymond, Maa-ratü’n-Numan şehrini işgal ederek 100 binden fazla Müslüman’ı kılıçtan geçirmiş ve ardından şehri yakıp yıkmıştır. Aynı Haçlı ordusu kısa bir süre sonra bir salgın ve açlık illetine tutulunca, öldürdükleri Müslümanların etlerini yemiştir. O günlere şahit olmuş bir kişi yapılanların korkunçluğunu şöyle anlatmıştır:

    “Öylesine kıtlık vardı ki, adamlarımız bir süre önce öldürdükleri kimselerin butlarından parçalar kopartıp; ateşte kızartıyor ve daha tam pişmeden vahşi ağızlarıyla eti silip süpürüyorlardı.” (İbrahim Refik, Tarih Şuuruna Doğru, İzmir 1994. s. 125-126)

    İslâm dünyası üzerine düzenlenen Haçlı Seferleri’nden en çok Anadolu Selçuklu Devleti, Büyük Selçuklu Devleti, Ey-yubiler, Zengiler, Danişmentliler, Memlukler, Fatımiler ve Bizans İmparatorluğu etkilenmiştir. Uzun süren savaşlar, Anadolu’nun harap olmasına neden olmuştur. Haçlı Seferleri, Türklerin batı yönünde ilerleyişinin durmasına ve İstanbul’un fethinin gecikmesine yol açmıştır. Türkler, kendilerini siper ederek İslam dünyasını büyük tehlikelerden kurtardılar.

    Haçlı Seferleri’nin Sonuçları

    Haçlı Seferleri, Türk, İslâm ve Dünya tarihi açısından çok önemli sonuçlar doğurmuştur. Bu seferler daha çok Avrupa’nın geleceğini şekillendiren sonuçlar doğurmuştur:

    • Haçlı Seferleri’ne katılan çok sayıda senyör veya şövalye bu savaşlarda hayatını kaybetmişti. Çok sayıda senyö-rün hayatını kaybetmesi, geri sağ dönebilenlerin de parasızlık nedeniyle mallarını satmak zorunda kalmaları, derebeyliğin zayıflamasına, merkezi krallıkların kurulmasına ve güçlenmesine neden olmuştur. Barutun ateşli silahlarda kullanılmasıyla birlikte merkezi krallıklar giderek güç kazanmaya başladı.

    • Haçlı Seferleri, papalara ve din adamlarında duyulan güvenin azalmasına yol açtı. Avrupa’da dinî duygular zayıfladı. Kilisenin ve papanın otoritesi zayıfladı. Kilisenin baskısından kurtulan halk, bilim, sanat, edebiyat ve güzel sanatlar alanında büyük başarılara imza attı.

    • Haçlı Seferleri sonrası ticaretle ve sanatla uğraşan burjuva sınıfı zenginleşti ve önem kazandı.

    • Senyörlerin köylüler üzerindeki baskılarının azalmasıyla üretim arttı ve ekonomik gelişme hızlandı.

    • Haçlı Seferleri sırasında Akdeniz’de ticaret gelişti. Doğu-Batı ticareti gelişti, Baharat ve İpek yolu önem kazandı. Akdeniz kıyısında bulunan Venedik, Cenova ve Marsilya gibi liman şehirleri giderek önem kazandı ve gelişti.

    • Haçlıların bir bölümünün deniz yoluyla taşınması, gemi yapımcılığın gelişmesini sağladı.

    • Haçlı Seferleri sırasında AvrupalIlar, Müslümanlardan pusula, cam, kâğıt, matbaa, barut, şeker ve ipek yapımını öğrendiler.

    • İslam bilginlerinin eserleri Latince’ye çevrildi. İbn-i Sina, Farabi gibi Müslüman âlimlerin eserleri ve antik döneme ait eserler, Avrupa’ya taşındı.

    • AvrupalIlar, flamalı mızrak, kundaklı yay, trampet ve borazan, arma, kayısı, karpuz, yabanî sarımsak gibi eşyaları ve ürünleri Avrupa’ya taşıdılar.

    • Avrupa’da kültür ve medeniyet alanında büyük bir canlanma yaşandı. Bu durum Avrupa’da Rönesans ve Reform gibi köklü değişikliklerin yaşanmasına yol açtı.

    • Haçlı seferleri yüzünden Müslüman şehirleri yakılmış, yıkılmış, yağma edilmiş; İslam ve Türk medeniyeti bu saldırılar sonucu büyük zarara uğramıştır. AvrupalIlar, harp meydanlarında aslanlar gibi cesurca dövüşen Müslümanların, aslında çok merhametli, iyiliksever, misafirperver olduklarını ya

    kından gördüler. Haçlı Seferleri sonunda, AvrupalIların Müs-lümanlar hakkmdaki önyargıları yıkılmıştır.

    • Bizans’ı kurtarmak üzere İstanbul’a çağrılan Haçlı orduları, Hıristiyanlığın mukaddes kilisesi Ayasofya’nın tepesindeki altın haçı sökerek eritip satmışlardır.

    • Haçlı seferlerinin başarısızlıkla sonuçlanmasından sonra batı sömürgeciliğini İslam ülkelerine yerleştirmenin başka yollarını arayan kilise, geliştirdiği Oryantalizm metotlarıyla yıllarca sabırla çalışarak İslam âlemini ele geçirmenin yollarını aramıştır. Bir batılı olan Louis Massgnon: “Onların her şeyini berbat ettik; felsefelerini, dinlerini berbat ettik. Şahsiyetlerinde büyük bir boşluk meydana getirdik. Artık anarşiye ve intihara hazır haldedirler. Ruhlarını kaybettiler”

    Devamını Oku
  • MITS Altair 8800

    İLK BİLGİSAYAR NASIL ORTAYA ÇIKTI?

    ilk bilgisayar z3

    İnsanoğlunun ilk hesap makinesi abaküslerdir ve abaküse benzeyen ilk araçlar bundan 3,000 sene önce kullanılmıştır. Otomatik hareketlerden yararlanan ilk toplama makinesini Blaise Pascal geliştirmiştir. Pascal bu makineyi tasarlarken, bir tarafa doğru döndürülen dişli çarkların hareketinden faydalanmıştır. Daha sonra Leibniz aynı prensiple çarpma işlemi de yapabilen bir makine daha geliştirmiştir.

    Hesaplamada elektronik sistemin öncüsü İngiliz bilim adamı Charles Babbage’dir. Babbage’nin Analitik Motor adını verdiği cihaz, belli bir programlama içinde hesapları otomatik olarak yapabilmekteydi.

    Gerçek anlamda bilgisayarlar, 1941 yılında Berlin’de Kon-drad Zuse tarafından geliştirilmiştir. Onun yaptığı bilgisayar, elektron lambalarından oluşuyordu ve aynı yıllarda Busines Machines Corporation adlı firmanın yaptığı otomatik bilgisayardan çok daha hızlı çalışıyordu.

    MITS Altair 8800

    1946’da, Amerikalı J. Presper Erchert ve John W. Mauch-ly, yüksek işlem hızına sahip tam elektronik ilk sayısal bilgisayarı geliştirdiler. 17,500 civarında elektron tüpü, 1,500 röle, 70,000 direnç ve 10,000 kondansatörden oluşmuş 30 tonağırlığındaki bu dev makine, on haneli 5,000 sayıyı bir saniye içinde toplayabiliyordu.

    İlk satışa sunulan bilgisarae MITS Altair 8800

    Sonraki yıllarda inanılmaz bir süratle geliştirilen bilgisa-| yarlar, bilgiyi çabuk ve doğru bir şekilde işleme ve saklama I özellikleri nedeniyle, kısa sürede günlük hayatın ayrılmaz bir S parçası haline geldiler. Bilgi üretimi ve dolaşımı hızlandı. Bu I gelişmeler sayesinde, bir toplumun bütün bireylerinin bilgiye E kolayca ulaşmaları ve onu tüketmeleri mümkün oldu.

    I Bilgi toplumunun oluşumunu hızlandıran bu gelişmelerin ■ yanı sıra, basımevlerinden uzay gemilerine kadar hemen bü-l;tün makine ve araçların kontrolünü de bilgisayarlar üstlenme-lye başladı. Böylece insanlar uzun süre alan ve oldukça kar-■ftıaşık olan yorucu ve bıktırıcı işlerden kurtuldular.

    Devamını Oku
Toplam 5 sayfa, 1. sayfa gösteriliyor.12345