• bizans imparatorluğu istanbul savunma surları

    İSTANBUL’UN FETHİ

    istanbulun fethi askeri açıdan

    İstanbul’un Türkler tarafından fethedilmesi Türk ve dünya tarihinin gidişatını etkilemiş, birçok önemli olayın yaşanmasına sebep olmuştur.İstanbul, tarih boyunca pek çok kez kuşatılmıştı. Ancak çok güçlü surlara sahip olması sebebiyle fethedilememişti. Makedonya kralı Filip, Roma imparatoru Septinus Severis, İranlIlar, Emeviler, Abbasiler, Ruslar, Macarlar, Latinler, Venedikliler, Cenevizliler ve son olarak OsmanlIlar İstanbul’u kuşatmışlardır.

    bizans imparatorluğu istanbul savunma surları

    OsmanlIlar devrinde ilk kuşatma, Yıldırım Bayezid tarafından 1391’de yapılmıştır. Kuşatma dört kez tekrarlanmış ve fethi kolaylaştırmak için Anadoluhisarı yapılmıştır. Çelebi Mehmet ve II. Murad da İstanbul’u kuşatmışlar, fakat çeşitli nedenlerle başarılı olamamışlardır.

    Fatih, büyük bir cihan devleti kurmak istiyordu. Bunun için de ilk başta İstanbul’u fethetmesi gerekiyordu.

    haliçin girişindeki kuşatma zinciri

    İstanbul’un Fethinin  Nedenleri

    İstanbul’un Fethi’nin nedenlerini şöyle sıralayabiliriz:

    • İstanbul’un son derece önemli bir coğrafi konuma sahip olması.

    • Bizans’ın, Avrupa devletlerini (Haçlıları), Anadolu beyliklerini ve Osmanlı şehzadelerini OsmanlIlar aleyhine kışkırtması.

    • İstanbul’un önemli bir kültür merkezi olması.

    • Osmanlı Devleti’nin Anadolu ve Rumeli’deki topraklarını birleştirmek istemesi. Anadolu’da ve Rumeli’de toprak kazanan Osmanlı Devleti toprakları arasında kalan Bizans’ın, devletin toprak bütünlüğünü ve ulaşımı engellemesi. Bizans’ın, OsmanlIların Rumeli’den Anadolu’ya, Anadolu’dan Rumeli’ye asker geçirmelerine zaman zaman engel olması.

    • İstanbul’un kara ve deniz ticaret yolları üzerinde bulunması. Osmanlı Devleti’nin Karadeniz ticaretini kontrol altına almak istemesi.

    • Osmanlı Devleti’nin İstanbul’u fethederek İslam dünyasında saygınlık kazanmak istemesi ve Hz. Peygamber’in İstanbul’un fethi ile ilgili hadisi.

    • Bizans’ın Osmanlı Devleti’nde meydana gelen taht kavgalarına müdahale ederek devletin iç işlerine karışması.

    • Balkanlara ve Anadolu’ya yapılacak seferlerin güvenliğinin sağlanmak istenmesi. Çünkü OsmanlIlar Anadolu yönüne sefere çıktığında Bizans arkadan saldırıyordu.

    istanbul'un fethinde kullanılan büyük toplar ve kuşatma kuleleri

    İstanbul’un Fethinin Fetihini Hazırlıkları

    II. Mehmet, hükümdar olunca hemen İstanbul’u fethetmek için gerekli hazırlıklara başladı. Fethi kolaylaştırıcı bazı tedbirler aldı. İlk olarak Karaman oğulları ile barış anlaşması yaptı.

    II. Mehmet, Yıldırım Bayezid’in Boğazın Anadolu yakasında yaptırdığı Güzelcehisar(Anadolu Hisarı)’ın karşısına, Boğazdan geçişleri kontrol etmek için İstanbul Boğazı’nın en dar yerinde bir hisar yapılmasını istiyordu.

    Osmanlı padişahının niyetini anlayan ve korkuya kapılan Bizans İmparatoru, elçi göndererek, bir takım vaadlerle Rumeli Hisarı’nın yapımını durdurmaya çalıştı. Rumeli Hisarı’nı kendi ülkesinin güvenliği için yaptırdığını söyleyen II. Mehmet, Bizans elçisine hitaben yaptığı konuşmada İmparator’a meydan okuyarak şöyle dedi:

    “İmparatorunuz Macarlar’la birleşip de babamın Rumeli’ye geçmesini engellediği zaman ne kadar güç durumda kaldığımızı unuttunuz mu? Kadırgalarınız Boğaz’ı kapadı. Babam Sultan Murad, Cenevizlilerden yardım istemek zorunda kaldı. Ben o zaman pek gençtim. Edirne’de bulunuyordum. Tehlike karşısındaki Müslümanlar korkudan titriyorlardı. Siz ise onlara hakaretlerde bulunuyordunuz.

    Babam, Rumeli yakasında bir kale yaptırmaya da Varna Savaşı sıralarında and İçmişti. O andı şimdi ben yerine getiriyorum. Kendi topraklarım üzerinde gönlümün dilediğini yaparım. Bunu engellemek için elinizde ne hak, ne de güç vardır. ¡ki yaka da benimdir. Anadolu yakası benimdir: Çünkü halkı OsmanlI’dan ibârettir. Rumeli yakası benimdir: Çünkü siz savunmasını bilmiyorsunuz.

    Gidiniz efendinize şunları söyleyiniz: Şimdiki Osmanlı padişahı, kendisinden öncekilere hiç benzemez. Benim gücümün eriştiği yere, imparatorunuzun hayalleri bile yetişemez.T

    Edirne’de Şahi adıyla surları yıkabilecek büyüklükte toplar döktürdü. 400 gemilik bir donanma hazırladı. Turhan Bey’i Mora’ya göndererek İstanbul’a yardım gelmesini engellemeyi amaçladı. Macarlarla üç yıllık anlaşma yaparak; Eflak ve Sırbistan ile barış anlaşmasını yenileyerek, Avrupa’dan gelebilecek tehlikeleri bertaraf etti. İstanbul’a yakın Vize ve Silivri kaleleri alındı.

    Türk hazırlıklarını endişe ile izleyen Bizans İmparatoru da savunma hazırlıklarına girişti. İmparator XI. Konstantin, Katolik ve Ortodoks kiliselerini birleştirmek istedi. Böylece papanın yardımıyla Avrupa devletlerinin desteğini sağlamak istiyordu. Haliç’in girişi kalın zincirlerle ve eski gemilerle kapatıldı. Halk silahlandırılıp surlar tamir edildi. Grejuva (Rum ateşi) adı verilen bir silah ile savunma güçlendirildi. Venedik, Ceneviz ve Ege Adalarından bir miktar asker yardımı sağlandı.

     istanbul'un kulatılması

    II. Mehmed, Hz. Muhammed (SAV)’in, “İstanbul mutlaka fetholunacaktır. O’nu alacak kumandan ne mutlu kumandan ve onun askerleri ne mutlu askerlerdir.” hadis-i şerifindeki ö-vülen komutan olabilmek için iyi bir eğitim görmüş, sağlam bir hazırlık yapmıştı.

    II. Mehmet, hazırlıkları tamamlandıktan sonra Edirne’den hareket ederek İstanbul surları önüne geldi. Bizans İmparatoru Konstantin Dragezes’e elçi göndererek şehrin teslim edilmesini istedi. Fakat teklif ret edilince 6 Nisan 1453’te kuşatma başladı. Osmanlı ordusunun mevcudu 75 bin kadardı.

    Büyük toplarla surlar dövülüyordu. Bizans aldığı yardımlar sayesinde başarılı bir savunma veriyordu.
    II. Mehmet, 21-22 Nisan gecesi 72 parçalık donanmayı Tophane’den Kasımpaşa limanına, Haliç’e indirdi. Bizans ve Latin donanması topa tutuldu. Sultan Mehmed, İstanbul’un fethi için çarpışmalar devam ederken, 28 Mayıs 1453’te akşam üstü, ikinci bir harp kurultayı topladı. Bu kurultaya ordunun bütün önemli komutanları çağrıldı. Sultan Mehmed komutanlara hitâben bir konuşma yaptı ve gece yarısından sonra, İstanbul’a üç koldan hücum edileceğini bildirdi. II. Mehmed, komutanlarına şöyle seslendi:

    “Ey benim Paşalarım, Beylerim, Ağalarım, şu İstanbul savaşındaki silâh arkadaşlarım!

    Sizi buraya, kararlaştırdığım umûmî hücumda şimdiye kadar gösterdiğinizden daha büyük fedâkârlık ve cesâret istemek için topladım. Adı bütün cihanda ün salmış İstanbul

    gibi bir şehri zabtedeceksiniz. İstanbul’un adı geçen yerlerde, o şehri zabteden kahramanlar olarak şan ve şerefle anılacaksınız!

    Bize daima pusular hazırlayan bu şehri zaptettikten sonra, emin yaşayabileceğiz, kapımızı açık bırakabileceğiz! Kale duvarlarını toplarla o kadar hırpaladık ki, size, hücum hedefi olarak bir kale değil, bir düzlük gösteriyorum. Fakat bununla beraber şehrin alınmasını pek o kadar kolay zannetmeyin! Sur enkazı üzerine atılacak yiğitler, büyük tehlikelerle karşılaşacaklardır. Maharetimiz, cesâretimiz her şeye üstün gelecektir. Zafer rüzgarı bizden yana esecektir. Kostantiniye bizim olacaktır.

    Bütün yiğitliğinizi takınınız, askerlerinizi şevk ile döğüş-mek için coşturunuz! Onlara anlatınız ki, askerlik, harp üç şeye bağlıdır: yılmamak; nâmus; itâat! Ne kadar yüksek bir maksada hizmet ettiğinizi göz önünde bulundurun!

    Hücumda yanınızda bulunacağım. Herkesin vazifesini nasıl yaptığını göreceğim. Şimdi dağılınız, çadırlarınızda yemek yiyiniz, dinleniniz, emirlerimi askerlerinize bildiriniz. Hücum emri verildikten sonrası sîzindir.

    Kumandanlarım, sizi selâmlıyorum!’

    II. Mehmed’in emriyle 28-29 Mayıs Salı gecesi saat bir ile iki arasında İstanbul’a son büyük Türk hücumu başladı. Gittikçe gücünü kaybeden İstanbul, 53 gün süren kuşatmadan sonra, 29 Mayıs 1453’te yapılan son saldırı ile Türklerin eline geçti. Tarih II. Mehmed’e “Fatih” diye parlak bir unvan verdi. Fatih Sultan Mehmed, henüz yirmi üç yaşında iken Hz. Mu-hammed (SAV)’in övdüğü komutan olma şânını kazandı.

    İstanbul’un Fethinin Sonuçları

    İstanbul’un fethi, meydana getirdiği sonuçlar bakımından Türk ve dünya tarihi açısından büyük önem taşır. İstanbul’un fethinin Türk tarihi açısından sonuçlarını şöyle sıralayabiliriz:

    • Osmanlı Devleti için yükselme dönemi başladı.

    • İstanbul, Osmanlı Devleti’nin başkenti oldu.

    • Boğazlar, Osmanlı hâkimiyetine girdi.

    • Karadeniz ticaret yolu, dolayısıyla ipek Yolu’nun kontrolü, OsmanlIların eline geçti. OsmanlIlar, ekonomik olarak güçlendiler.

    • Türklerin Avrupa’da güven içinde ilerlemeleri sağlandı.

    • II. Mehmet, Fatih unvanını aldı.

    • OsmanlIların Rumeli ve Anadolu’daki toprak bütünlüğü sağlandı.

    • OsmanlIların İslam dünyasındaki saygınlığı arttı.

    • Osmanlı topraklarının stratejik önemi arttı.

    İstanbul’un fethinin dünya tarihi açısından sonuçlarını da şöyle sıralayabiliriz:

    • Şehirleri çevreleyen surların toplarla yıkılacağı anlaşıldı. Avrupalı krallar derebeylerinin şatolarını toplar ile yıkarak Ortaçağ feodalite rejimine son verdiler.

    • ipek ve Baharat yolları Türklerin eline geçince Avrupalı denizciler başka deniz yollan aramak zorunda kaldılar ve bu da Coğrafi Keşiflere ortam hazırladı.

    • Bizans İmparatorluğu sona erdi.
    :v.ijş6SîS£!:’-’

    • İstanbul’un fethinden sonra BizanslI bilim adamlarının İtalya’ya gitmesiyle İtalya’da bilim, sanat ve edebiyatta büyük gelişmelerin yaşanmasına yol açan Rönesans hareketi başladı.

    • İstanbul’un fethi, Ortaçağ’ın sonu, Yeniçağ’ın başlangıcı olarak kabul edildi.

    • Ortodokslar Osmanlı himayesine alınarak onların din ve vicdan özgürlüğü sağlandı.

    İstanbul’un Fethi Videolu Konu Anlatımı

    Devamını Oku
  • timururun Yıldırm Beyazidi Esir Alması

    Timur

    “Gökyüzünde nasıl bir Tanrı varsa, yeryüzünde de tek bir hükümdar olmalıdır. ”

    TİMUR

    timur

    Timur İmparatorluğu’nun kurucusu olan Timur, Barlas kabilesine mensup olup, 1336 yılında Semerkand yakınlarındaki Keş şehrinde doğdu. Türk tarihinin en büyük komutan ve devlet adamlarından biri olan Timur, Büyük İskender’den sonra en büyük savaşçı hükümdar olarak tarih sahnesinde yerini aldı. Sergilemiş olduğu korkunçluk ve düşmanlarına karşı sıkça gösterdiği acımasızlık da askeri başarıları kadar efsaneleşmiştir.

    timururun Yıldırm Beyazidi Esir Alması

    Timur, girdiği çetin mücadeleler sonunda Çağatay Hanlı-ğı’nın tüm topraklarını ele geçirdi ve 1369 yılında Belh şehrinde emir ilan edildi. Daha sonra Semerkant’ı ele geçiren Timur, burayı kendine başkent yaptı.

    Timur, Cengiz Han’ın soyundan olmadığı için Çağatay hanları soyundan birini tahta çıkardı ve şeklen ona bağlı kaldı. Timur, emir olduktan sonra bir çok sefer gerçekleştirdi ve kurduğu devlet, XV. Yüzyılın ilk yıllarında Akdeniz’den Hindistan’a kadar uzandı. Kısa sürede Harzem, Horasan, Sis-tan, ¡ran, Buhara, Afganistan ve Azerbaycan’ı ele geçiren Timur’un yaptığı seferler içinde en önemlileri, Altınorda Seferi ve Ankara Seferi’dir. Altın Orda Devleti üzerine 1391 ve 1395 yıllarında iki sefer düzenleyen Timur, Altın Orda Hükümdarı Toktamış’ı yenilgiye uğrattı. Bu seferler sonunda Toktamış Han öldü ve Altın Orda Devleti dağılmaya başladı. Altın Orda Devleti’nin zayıflaması ve yıkılması, Rusların giderek güçlenmesine ve Türk dünyası için giderek bir tehdit oluşturmaya başlamasına neden oldu.

    Timur, 1393 yılında çıktığı sefer sonucunda Bağdat, Musul ve Güneydoğu Anadolu’yu ele geçirdi. Hindistan Sefe-ri’ne çıktı. Hindistan’ı istila etti. Delhi’yi ele geçiren Timur, şehri talan edip harabeye çevirdi.

    Timur, Hindistan üzerine yaptığı seferden döndükten sonra Doğu Anadolu ve Azerbaycan’da hüküm süren Karako-yunlular ve Bağdat’taki Celayirliler üzerine düzenlediği seferler sonucunda bu devletlere son verdi. Yenilgiye uğrayan Kara Koyunlu hükümdarı Kara Yusuf ve Celayirli hükümdarı Ahmet Celayir’in Yıldırım Bayezid’e sığınması, Timur ile OsmanlI Padişahı Yıldırım Bayezid’i karşı karşıya getirdi. Timur, Kara Koyunlu hükümdarı Kara Yusuf ve Cezayirli hükümdarı Ahmet Celayir’in kendisine verilmesini istedi. Yıldırım Baye-zid’in bu isteği geri çevirmesi üzerine Timur, 1402 yılında Anadolu’ya girerek Ankara Meydan Savaşı’nda Yıldırım Bayezid’i yenilgiye uğrattı ve Yıldırım’ı esir aldı. Bursa’ya kadar i

    lerleyişini sürdüren Timur, şehri talan etti. Timur’a esir düşen Yıldırım Bayezid, kahrından öldü.

    Timur, Ankara Zaferi’nden sonra memleketine dönmeden evvel Osmanlı Devleti’nin birliğini parçalamak için tedbirler almıştı. Anadolu Beyliklerini eski sahiplerine veya varislerine geri vermiş, geriye kalan Osmanlı ülkesini şehzadeler arasında paylaştırmıştır. Süleyman Çelebi Rumeli’de, İsa Çelebi Balıkesir taraflarında, Mehmet Çelebi de Amasya’da Padişahlıklarını ilan etmişlerdi.

    Yıldırım Bayezid gibi bütün dünyaya hâkim olmayı amaçlayan Timur, Türk dünyasına büyük zarar verdi. Anadolu Türk birliğinin bozulmasına neden olan Timur, Türklerin Avrupa’da ilerlemesini de engelledi. Timur’un Ankara Savaşı’nda Yıldı-rım’ı mağlup etmesi, İstanbul’un fethini de geciktirdi.

    Timur’u en iyi târif eden üç kelime: Tahrip, katliâm ve yağma… Nitekim kendisi de adını ebediyen yaşatmak için bu yola başvurduğunu söylüyor. Timur, 1402’de Ankara Savaşı’nda Yıldırım Bayezid’i yenilgiye uğratıp Anadolu’yu yakıp yıktıktan sonra Karabağ’a döndü. Çin Seferi’ne çıkmadan önce yakınlarından biri Timur’a şöyle dedi:

    - “Benim devletli Han’ım! Yeryüzünde sizinle boy ölçüşecek kimse kalmadı. Her diyarın hükümdarı sana itaat edip boyun eğdi. Buna rağmen niçin her gittiğin yeri harap edip ismini lekeliyorsun? ”

    Timur, şöyle cevap verdi:

    - “Bazı insanlar vardır ki kendileriyle beraber namları da ölür. Ben de böyle olmaktan çekiniyorum. Yani namımı dünya durdukça yaşatmak istiyorum. Öyle şeyler yapmalıyım ki beni unutmasınlar. Ben, Selçuklu Sultanı Alâeddin gibi bir padişah oğlu değilim. Benim babam kuyumcudur. Babamdan

    miras kalmadı ki han, hamam yaptırayım da unutulmayayım. Bu yüzdendir ki ben de, kendimi ebedileştirmek İçin tahrip ediyor ve öldürüyorum. Nerede bir harâbe görüıiorao bu Timur’un eseridir diyecekler ve beni unutmayacaklar.”

    Timurlenk ve Aksak Timur lâkaplarıyla meşhur olan, “Gökyüzünde nasıl bir Tanrı varsa, yeryüzünde do tok bir hükümdar olmalıdır.” diyen, bu düşüncesini gerçekleştirmek için de gayr-i meşru her yola başvuran, tarihin kaydettiği ender kişilerden olan, Timur, usta bir savaşçı, gerçek anlamda bir hükümdar, son derece cesur, üstün vasıflı ve kurnaz bir yönetici idi.

    Rakiplerinin hepsini bertaraf ederek, teşkilatçılığı, savaşçılığı ve gaddarlığı ile imparator olan Timur, birçok imparatorluğa son verdi. Timur, hepsi zaferle sonuçlanan 17 sefer düzenlemiş, 27 ülkenin hakanına baş eğdirmiş, geniş bir alanda hâkimiyet kurmuştur.

    Timur, son seferini Çin üzerine düzenledi. Ordusuyla Ot-rar’a vardığında hastalandı. 1336’da Semerkant dolaylarında başlayan bir ömür, Çin Seferi’ni tamamlamaya imkân bulamadan, 1405 yılında sona ermiştir. Timur’un ölümünden sonra ülkesi, çocukları ve torunları arasında paylaşıldı. Uzun mücadelelerden sonra Timur’un küçük oğlu Şahruh’un, yeniden büyük kısmına sahip olduğu Timurlular Devleti, bir daha eski gücüne kavuşamadı. Timurlular Devleti, 1507 yılında doğudan Özbeklerin, Batıdan Akkoyunluların ve Karakoyunluların saldırıları sonucu sona erdi.

    Devamını Oku
  • Jan Dark

    Yüzyıl Savaşları

    Jan Dark

    Tarihte “Yüzyıl Savaşları” olarak anılan ve Ingiltere ile Fransa arasında 116 yıl süren savaşlar, 1337 yılında Fransa Kralı Dördüncü Philip’in, İngiliz Kralı Edvvard’ın Fransa’daki topraklarına el koymasıyla başladı. Yüzyıl Savaşları’nın başlarında İngilizler üstün durumdaydı. İlk büyük çatışma 1340’ta Sluys Nehri ağzında meydana geldi. 24 Fransız teknesi bu çatışmadan kaçarak kurtulabildi. Daha sonra İngiliz orduları, 1346’da Crecy’de 60 bin Fransız askerini öldürerek büyük bir zafer kazandılar. 1356’da Poi-tiers’de bir zafer daha kazanan İngilizler, Fransa Kralı II. Je-an’ı esir aldılar. Fransızlar, 1360’ta Bretigny Antlaşmasfyla çok büyük toprak kaybı yaşadı.

    Sluys Nehri

    Savaşın ilerleyen dönemlerinde, Lorenli köylü bir kız olan ve dini duygularla hareket ederek İngilizleri ülkeden çıkarma görevi aldığına inanan on altı yaşlarındaki Jan Dark (Jeane d’Arc)’ın Orleans’ı kurtarması, Fransa’da millî duyguların yükselmesine neden oldu. İngilizleri Patay’da yenilgiye uğratan Jan Dark, Paris’i kurtarma girişiminde başarılı olamadı ve esir düştü.

    Jeanne Darc’ın İngiiizler’e esir düşmesi ve bir süre sonra yakılarak öldürülmesi savaşın seyrini değiştirdi. Bu gelişme sonrası kendi aralarındaki anlaşmazlıklara son veren Fransız halkı, VII. Şarl’ın etrafında birleşerek ingilizlere karşı ayaklandılar. Kaybedilen yerleri geri almak için harekete geçen VII. Şarl, 1436’da Paris’i, 1441′de Champagne’ı, 1450’de Maine ve Normandiya’yı, 1453’te Guyenne’i İngilizlerin elinden aldı. Böylece İngiltere ile Fransa arasında yüzyıldan fazla süren savaşlar, 1453 yılında Fransa’nın üstünlüğü ile sona erdi. Ancak iki devlet arasında bu savaşları bitiren barış antlaşması, Ağustos 1475’te imzalandı. 116 yıl süren bu savaşın, 30 yıl kadarı seferle, geriye kalanı ise sükûnetle geçmiştir.

    VII. Şarl

    Yüzyıl Savaşları’nın dünya tarihi açısından çok önemli sonuçları oldu. İngiltere ve Fransa, bu savaşlardan çok büyük zarar gördü. Fransa yakılıp yıkıldığından ülkede yoksulluk arttı. Savaş sırasında birçok derebeyi hayatını kaybetti, dolayısıyla krallık rejimi giderek güç kazandı. Yüzyıl Savaşları, Avrupa’da hiçbir ülkenin, AvrupalI bir başka devlet tarafından sömürge haline getirilemeyeceğini gösterdi.

    Yüzyıl Savaşları, Osmanlı tarihi açısından da önemli sonuçlar doğurmuştur. İngiltere ve Fransa’nın kendi aralarında uzun süre savaşmaları, OsmanlIların Balkanlar’da ilerlemesini kolaylaştırmıştır. 1402 Ankara Savaşı’ndan sonra parçalanan ve dağılma tehlikesi geçiren Osmanlı Devleti’ne, İngiltere ve Fransa arasında yaşanan mücadele dolayısıyla Avrupa’dan önemli bir saldırı olmadı. Bu da Osmanlı Devleti’nin kısa sürede toparlanmasına, güçlenmesine ve İstanbul’u fethederek bir dünya devleti hakline gelmesine yol açtı.

    Devamını Oku
  • Büyük Veba Salgını

    Dünya Tarihinin En Korkunç Salgın Hastalığı

    Büyük Veba Salgını

    Büyük Veba Salgını, Kara Ölüm veya Kara Veba, 1300-1450 yılları arasında, tüm dünyada ortalama 150 yıl süren “Yersinia pestis” adı verilen bakterinin yol açtığı salgın hastalıkların dünya nüfusunun üçte birini ortadan kaldırması olayıdır.

    14. yüzyılın başlarında ilk olarak Orta Asya’da ve Hindistan’da ortaya çıktığı sanılan Veba Salgını, ipek ve baharat taşıyan kervanlarla Avrupa’ya kadar yayıldı. Mikrop Avrupa’ya Asya’dan tahıl ve eşya getiren gemilerin taşıdığı fare ve pire gibi hayvanlarla taşınmıştı. Asya ile en fazla deniz ticareti yapan Cenevizliler sayesinde bu hastalık önce İtalya’yı

    sarmış, oradan da sırasıyla Fransa, İspanya, Portekiz, İngiltere ve İskandinavya gibi tüm Avrupa ülkelerine ulaşmıştı.

    Hastalık, girdiği bedeni birkaç saat sonra korkunç acılar içinde öldürüyordu. Bu salgına yakalanan hastanın derisi, son aşamalarda koyu mor bir renge dönmesinden dolayı bu hastalığa “Kara Ölüm” adı verildi. Kara Ölüm, Avrupa’da şehirlerin tümünü darmadağın ederken, Avrupa uygarlığının da paniğe kapılmasına yol açtı. Hastalığın Avrupa’da hızla yayılmasında ve Avrupa’nın çok büyük kayıplar vermesindeki en büyük etkenlerden biri ise, o dönemde Avrupa’da hâkim olan pislik, temizlenmemedir. Bunun sonucunda fareler ve pireler her yeri sarmış, Sicilya üzerinden Avrupa ve Kuzey Amerika da hastalıkla tanışmış ve milyonlarca insan ölmüştür.
    Veba Salgınfnm tüm Avrupa’ya yayılması sonrası meydana gelen olaylara şahitlik eden Sienalı Agnolo di Tura, şöyle diyordu: ‘Yüzlerce İnsan gece gündüz ölüyordu. Her

    birini kazdığımız hendeklere atıp üzerlerini toprakla örtüyorduk. Hendekler kısa sürede dolunca hemen yenilerini kazıyorduk. 5 çocuğumu kendi ellerimle gömdüm. Hayatta kalanlar dünyanın sonunun geldiğine kanaat getirmişti. ”

    Aragon Kralı IV. Pedro’nun karısı Kraliçe Leanor, İngiltere Kralı III. Edvvard’ın kızı Joan gibi soylular da veba salgınından hayatını kaybetti. Bir çok din adamı ve tanınmış kişi vebaya yakalandı.

    Kara Ölüm, Avrupa nüfusunu büyük oranda etkilemiş ve Avrupa’nın sosyal temellerini değiştirmiştir. Roma Katolik Ki-lisesi’ne büyük bir darbe vuran bu salgın, Müslümanlar, Ya-hudiler, yabancılar ve dilenciler başta olmak üzere azınlıklara zulmedilmesine yol açmıştır. Günlük hayatın belirsizliği ve insanların hastalık karşısındaki çaresizliği, insanları o günü yaşamaya itmiş, umursamaz ve vurdumduymaz bir nesil yetişmiştir.

    1349 yılında doruğuna eren Veba Salgını, aynı yılın sonbaharında hızını kaybetti ve Avrupa’yı altüst ederek kıtayı terk etti. Salgın sona erdiğinde Avrupa nüfusunun üçte birinden fazlası ölmüştü.

    Devamını Oku
  • ENGİZİSYON MAHKEMESİ

    ENGİZİSYON MAHKEMELERİ

    ENGİZİSYON MAHKEMESİ

    Engizisyon, Ortaçağ Avrupası’nda Katolik Kilisesi’nin dinî inançlara karşı gelenleri cezalandırmak için kurduğu kilise mahkemeleridir. Kilisenin baskıcı düşünce sistemine (Skolâstik düşünceye) karşı çıkanlar, bu mahkemelerde en ağır şekilde cezalandırılmışlardır.

    İlk Engizisyon Mahkemesi, Papa 9. Grogory tarafından 1203 yılında Fransa’da Toulouse’da kilise ve dine hakaret edenlere karşı kuruldu. Genellikle St. Dominik Tarikatı mensuplarının denetiminde çalışan Engizisyon Mahkemeleri, Kilisenin başkanlığında toplanır, kilisenin öğretilerine karşı çıkanlara cezalar verirdi. Kilisenin öğretilerine karşı çıkanlara genellikle ölüm cezası verirdi. Papa 9. Gregory, “Engizisyon El Kitabı” isimli bir rehber hazırlamış, bu eserde sapkınlara(?) işkencenin serbest olduğunu, hatta suçlu ölmüşse mezarından çıkarılıp işkence edilebileceğini yazmıştır.

    ENGİZİSYON İŞKENCE ALETİ

    Engizisyon Mahkemeleri, uyguladıkları acımasız ve zalim işkence yöntemleriyle kendilerinden uzun yıllar bahsettirmişlerdir. Gerek kararları, gerek siyasî ve dinî gücüyle üç mahkeme Avrupa’da uzun yıllar insanların korkulu rüyası olmuştur.Ortaçağ Engizisyonu, Valdensesler ile Katharlar’ın kurulu düzeni sarsan öğretiler yaymaya balamaları üzerine, 1231’de Papa IX. Gregorius tarafından kurulmuştur. 1252 yılında Papa IV. Innocente, işkenceyi mübah sayarak, suçlu bulunan veya suçlarını itiraf edenlerin diri diri yakılmasına karar verdi.

    GİULİO SANTORİ

    İspanyol Engizisyonu ise, Castilla Kraliçesi I. Isabella’nın ısrarı üzerine, Papa IV. Sixtus tarafından 1483 yılında Müslümanlarla Yahudi’lerin Hıristiyanlaşmasını sağlamak için kurulmuştur.

    Roma Engizisyonu da, 1542′de Roma Katolik Kilisesi’nin savunduğu öğretiyi korumak için III. Paulus tarafından kurulmuştur.

    Fransa, İtalya ve İspanyanın yanında Hollanda, Portekiz ve daha sonra Yeni Dünya’daki Katolik ülkelerde de engizisyon uygulandı. Fakat, engizisyonun uyguladığı zulüm, 15. yüzyılda ispanyada doruğa ulaştı.

    ENGİZİSYON İŞKENCE AALETİ DIRHILTICI

    Engizisyon Mahkemeleri, uyguladıkları İşkencelerle Orta Çağ Avrupası’nda siyasî ve dinî birçok gelişmeye yol açmışlardır.

    Engizisyon mahkemelerinin uyguladığı işkence türleri hep tartışma konusu oldu. Böğüren Boğa, Engizisyonun en büyük işkence icadından biri olup suçlu, metalden yapılmış boğanın karnına konuyor ve ateşe tutularak bağıra bağıra öldürülüyordu. Kilisenin suçlu gördüğü mahkûmlar arenada aç veya yırtıcı hayvanların önüne atılarak işkenceyle katlediliyordu. Boğarak öldürülme ve kırbaçlama da Engizisyon mah

    kemelerinin başvurduğu zulüm ve işkence yöntemleriydi. “Kurbanın ağzına, büyük hunilerle bir seferde litrelerce su, hatta kimi zaman idrar boşaltılıyordu. Günahkârların kalçaları kızgın kerpetenlerle sıkılıyordu.” türü akla ziyan işkence türlerini duydu insanoğlu, Engizisyon Mahkemeleriyle birlikte. Bu mahkemelerde yargılanan yüz binlerce insan öldürüldü. “Kızgın kerpetenler, çivili sandalyeler, büyük huniler, parmakları sıkıştıran mengeneler, ölüm askıları…” gibi işkence âletleri, Engizisyon Mahkemelerinin zulmünü gözler önüne sürdü.

    Dinsizlik, dine ve din adamlarına saygısızlık, büyü ve sihir, zina suçlarını işleyenlerin en ağır cezalarla cezalandırıldığı Engizisyon Mahkemeleri, ancak 1830’da tamamen ortadan kaldırılabildi.

    Engizisyon zulmü, Avrupa’da bilim, edebiyat ve güzel sanatların gelişmesini engelledi. Kilisenin halk üzerindeki baskısı, Reform hareketlerinin başlamasına, Protestanlık ve Kalvenizm gibi yeni mezheplerin ortaya çıkmasına neden oldu. Engizisyon Mahkemelerinin kararıyla Hristiyanlığı kabul etmeyenler yakılmış, mallan da yağma edilmiştir. Yüz binlerce Müslüman ve Yahudi, Hristiyanlaşmış; Ispanya’da Camiler kiliseye çevrilmiştir.

    Engiziyon Mahkemesi kararıyla Gırnata’da 1 milyon cilt kitap yakılmıştır. Kardinal Ximenes, 80 bin el yazması eseri, bizzat eliyle yaktı. Galileo Galilei, “Güneş evrenin merkezindedir” dediği için yargılandı. Ortaçağ aydınlarından bilim adamı Roger Bacon, Fransisken öğretisini eleştirdiği için 15 yıl hapis yattı. İngiliz filozof Ockhamlı William, Papalığa karşı imparatorluğu desteklemenin Incil’e uygun olduğunu söylediği için mahkûm edildi, Münih’e kaçarak yaşamını burada sür

    dürmek zorunda kaldı. Kopernik’in tezini savunan ve Evrende, Dünya’dan başka birçok gezegenin bulunduğunu söyleyen İtalyan filozof Giardano Bruno, aykırı görüşler beslediği için Roma’da kazığa bağlanıp, diri diri yakıldı.

    Ortaçağ Avrupa’sında Kilise, Engizisyon Mahkemeleri yoluyla halk üzerinde büyük bir baskı kurmuş; edebiyat, bilim ve sanattaki gelişmelerin engellendiği bu dönem tarihte “Karanlık Çağ” olarak adlandırılmıştır.

    Devamını Oku
  • Cengiz han ve Askerleri

    Cengiz Han

    CENGİZ HAN Asıl adı, Temuçin olan Cengiz Han, 1155 yılında Moğolistan’da doğdu. Kıyat başbuğu Yegüsey Bahadır’ın oğludur. Temuçin, dokuz yaşına geldiğinde babası bir düşman kabilesi tarafından öldürüldü ve ailenin geri kalan fertleri sıkıntı içinde yaşadı. Delikanlılığında bir düşman kabilesine esir düştü, boynuna tahta bir boyunduruk geçirildi. Kendisini esir alanların elinden kurtulup Kıyat boyunun başına geçen Temuçin, dağınık yaşayan Moğol boylarını birleştirerek Moğol Devle-ti’ni kurdu. Temuçin, ilkel ve kıraç bir ülkede okuması yazması olmayan bir mahkûm konumundan, dünyanın en güçlü adamı konumuna yükseldi.

    1206’da büyük kurultay tarafından “Cengiz” ünvanıyla büyük hükümdar ilân edildi. Cengiz’in “Han” ilan edilmesinden sonra Moğol ordusu, Naymanları, Oyratları ve Kırgızları ye

    Cengiz han ve Askerleri

    nilgiye uğratarak, cihanın geniş ülkelerini görülmemiş bir çabuklukla fethetmiştir. Moğol ordusunun son derece disiplinli bir yapıya sahip olması ve Moğol askerlerinin sahip oldukları yüksek kabiliyetler bu başarıda önemli rol oynadılar.

    Cengiz Han, güçlü orduyla Çin seferine çıktı; Pekin’i ele geçirdi.. Uygurlar’ı, Karluklar’ı, Karahıtaylar’ı tek tek ortadan kaldırdı.
    Harzemşahlar üzerine sefere çıkan Cengiz Han, Harzem-şahlar’ı yenilgiye uğratarak, Batı Türkistan’ı ele geçirdi. Bu sefer sırasında meydana gelen bir olay, şöyle anlatılır:

    Cengiz Han ile Celâleddin Harzemşah, 1219 yılında İndus kıyılarında karşı karşıya gelmişlerdi. Celâleddin Harzemşah önüne çıkan Moğolları kılıçtan geçirip yüksek bir yerden kendini, atı ile İndus Nehri’ne attı. Celâleddin Harzemşah’ın karşıya geçişini izleyen Cengiz Han, şöyle dedi:

    -“İşte, Cengiz Han’ın da böyle bir oğlu olmalıydı.”

    Bu hunhar Moğol’un çelik iradesi vahşiliğini önleyememişti. Cengiz Han, kazandığı zaferle dünyaya heyecan ve korku salıyordu. Moğollar, girdikleri şehirleri yakıp yıkarak, halkı kılıçtan geçiriyorlardı.

    Cengiz Han, zaptettiği; Adriyatik’ten Japon denizine kadar olan yerlerin milyonlarca halkını koyun gibi boğazlatmıştı. Zâlim bir hükümdar olan Cengiz, girdiği şehirlerde korkunç katliâmlar yapmasıyla tanınıyordu. Birçok şehir, Cengiz Han’ın katliâmına mâruz kalmamak için kendiliğinden teslim oluyordu. Buna rağmen yine de Cengiz’in kılıcına kurban gitmekten kurtulamıyorlardı.

    Cengiz Han’ın kapılarına dayandığı bir şehir halkı, elçi göndererek; “Hiçbir mukâvemette bulunmayacaklarını, şehrin anahtarlarını teslim edeceklerini, fakat kan dökülmemesi-ni istediklerini’ söylüyorlar.

    Cengiz, kan dökülmeyeceğine söz veriyor. Fakat şehre girince büyük çukurlar kazdırıp şehir halkını canlı canlı çukurlara dolduruyor ve üstlerini toprakla örttürüyor, böylece sözünde durmuş ve kan dökmemiş oluyordu.

    iyi bir teşkilatçı, usta bir asker ve büyük bir yönetici olan Cengiz Han, Moğol Imparatorluğu’nun idârî işlerini düzenleyen Cengiz Yasası’nı hazırladı… Cengiz Han, dünyada gelip geçmiş en büyük devlet adamlarından biri olması vasfını, en ziyade nizam ve intizam duygusu ile teşkilatçılık ve insan tanıma kabiliyetlerine borçludur. Devletin ve halkın vazifelerine ait emirlerinden meydana gelmiş olan yasası, İslam, Çin ve diğer devletlerin ananeleriyle uyumlu olduğundan uzun yıllar geniş bir coğrafyada uygulanmaya devam etmiştir.

    Sınırları, doğuda büyük Okyanus’tan batıda Anadolu’ya, kuzeyde Sibirya’dan güneyde Himalaya Dağları’na kadar uzanan büyük bir imparatorluk kuran Cengiz Han, 1227 yılında çıktığı Çin Seferi’nde hastalanmıştı. Hastalığının yedinci günü 18 Ağustos 1227’de 60 yaşında Kansu’da ölen Cengiz Han, son arzularını şöyle belitmiştir:

    -“Eh artık büyük rüya bitti ve bana da yol göründü. Her günün bir gecesi vardır ve bir ışık sönecektir. Taht üzerinde oturanlar da kuru tahtaya yaslananlar da günün birinde kuru bir kalıba dönecektir… Ne mutlu o insanlara ki, kapanan günden ışık alırlar ve gecelerini aydınlatırlar. Siz o mutlu kişilerden olup, benim ölümümden bir şeyler öğrenin. Aranızda post kavgası olmasın, beni doğduğum Burhan Haldun dağlarına gömünf

    Cengiz Han’ın cesedi Baykal Gölü’nün güneydoğusundaki Burhan Haldun Dağiarı’nda gizli bir yere defnedildi. Cengiz Han’ın 1227 yılında ölümüyle birlikte kurmuş olduğu imparatorluk, kısa süre sonra dağıldı. Ama Moğol hâkimiyeti, dağılmanın arkasından kurulan birkaç devlet vasıtasıyla uzun süre devam etti.

    Devamını Oku
  • Haçlı seferleri Haçlı Ordusu

    Haçlı Seferleri

    Haçlı seferleri Haçlı Ordusu

    Hıristiyan Avrupa’nın, 11.-13. yüzyıllar arasında Kudüs ve çevresini almak amacıyla Türk ve İslam ülkeleri üzerine yaptıkları saldırılara Haçlı Seferleri denir. On birinci yüzyılın sonlarına doğru Hıristiyan AvrupalIlar, Müslüman-Türk memleketlerine saldırmaya başladılar. Haçlı orduları sürüler halinde doğuya doğru harekete geçti. Yakalarına birer haç işareti diktikleri için bu orduların Müslümanlar üzerine yaptıkları seferlere “Haçlı Seferleri”, yaptıkları savaşlara da “Haçlı Savaşları” denildi.

    Ortaçağda Avrupa’da derebeylik yönetimi hâkimdi. Halk son derece cahil olup koyu bir taassup içindeydi. Avrupa’nın her şehrinde bir Hıristiyan kilisesi vardı. Her kilisenin başında bir papaz bulunuyordu. Roma Kilisesi’nin başpapazına Papa denirdi. Papalar, kendilerini bütün Hıristiyanların başı, İsa Peygamberin yeryüzündeki vekili olarak görüyorlardı.

    Hz. İsa’nın doğduğu yer olan Kudüs, 7. yüzyılda Halife Hazreti Ömer döneminde Müslümanların eline geçmişti. Nüfuzlarını arttırmak isteyen Papalar, Kudüs’ü almak bahanesiyle Avrupa’nın bütün krallarını, derebeylerini kışkırttılar.

    kudüs savaşı

    Haçlı Seferleri’nin Nedenleri

    1096 yılında başlayan ve 1270 yılına kadar devam eden Hıristiyan dünyasının İslam âlemi üzerine yaptığı seferler, birçok nedene dayanmaktadır. Bu nedenleri şöyle sıralamak mümkün:

    • Malazgirt Savaşı’ndan sonra Anadolu’daki Türk ilerleyişi karşısında Bizans’ın yardım isteği,

    • Fatımilerin Haçlıları davet etmesi,

    • Hıristiyanlığı yayma düşüncesi,

    • Kutsal yerleri geri alma düşüncesi,

    • Papa’nın siyasi etkinliğini artırmak için halkı tahrik etmesi,

    • Kluni tarikatının çalışmaları,

    • Derebeylerin yeni topraklar elde etmek istemesi,

    • Doğunun zenginliklerine ulaşma isteği,

    • Doğu ticaret yollarının Müslümanların elinde bulunması…

    Haçlı seferlerinin görünürdeki sebebi Kudüs’ü Müslümanların elinden kurtarmaktı. Fakat gerçek nedeni yağmacılıktı. Avrupa derebeylerinin paraya ihtiyacı vardı. Derebeyler, İslam memleketlerini soyarak zengin olmak, sefalet içinde yaşayan ve işsiz olan köylülere iş bulmak istiyorlardı.

    tapınak şovalyeleri

    Haçlı Seferleri

    Papa II. Urban ile gezgin bir keşiş olan Piyer Lermit, Haçlı Seferleri’nin düzenlenmesinde önemli rol oynadılar. Papa II. Urban, 1095 yılında Fransa’nın Clermont şehrinde toplanan konsilde, Hristiyanları, Müslümanlara karşı savaşa davet eti. Papa II. Urban, 27 Kasım 1095 tarihinde Fransa’da Clermont Konsili’nin kapanış töreni için toplanan insanlara hitâben yaptığı konuşmada şöyle diyordu:

    “Sevgili kardeşlerim!

    Papa II. Urban

    Piyer Lermit

    Günümüz şartlarının zorlamasıyla ben, Tanrı’nın izniyle Papalık tacını taşıyan, bütün Dünya’nm papası, Urbanus, size, Tanrı’nın hizmetkârlarına Tanrı’nın buyruğunu açıklamak için haberci olarak geldim. (…)

    Tanrı’nın çocukları olarak yaşadığınız çevrede barışı sürdüreceğiniz ve Kilise’nin kurallarına sâdık kalacağınız konusunda Tanrı’ya söz vermiş olmanıza karşın, -Tanrı’nın bağış-layıcılığından yeniden güç alarak- sizi Tanrı’dan daha az ilgilendirmeyen değerli çabanızda gücünüzün derecesini göstermeniz gene de gerekli; zira Doğulu kardeşlerinize ivedilikle yardım etmek zorundasınız (bu konuda sık sık söz verilmiştir ve bu çok büyük bir zorunluluktur).

    İçinizden birçoğunuzun bildiği gibi, Türkler ve Araplar onlara saldırdılar ve Romania topraklarında, Hellespontos (Çanakkale Boğazı) denen Akdeniz bölgesine kadar ilerlediler ve -sürekli olarak bu Hıristiyanların ülkesinde daha içerilere doğru sokularak- Hıristiyanları yedi kez yendiler, onları öldürdüler ve birçoğunu esir aldılar, kiliseleri yakıp yıktılar ve krallıklarını yok ettiler.

    Eğer şimdi onlara karşı koymazsanız, Tanrı hizmetkârları üzerine daha geniş biçimde etkilerini yayacaklar. İşte bu yüzden, size -varlıklılara olduğu kadar yoksullara da- kardeşim

    terimizin yaşadığı bölgelerdeki bu aşağılık hayvan soylarını önlemek için acele etmenizi ve Isa’ya inananlara tam zamanında yardım etmenizi rica ediyorum ve sizi yardıma çağırıyorum (Isa’nın muştucuları olan sizlere rica eden ve yardıma çağıran ben değilim Tanrı’dır).

    Burada hazır bulunanlara konuşuyorum, hazır bulunmayanlara onu bildireceğim, ama buyuran Isa’dır. (…) Eğer oraya gidenler, karadaki ya da denizdeki seyahatleri sırasında ya da paganlara karşı savaşta yaşamlarını yitirirlerse, hemen günahları bağışlanacak; Tanrı’nın bana verdiği yetkiyle ben bunu onlara veriyorum. (…)

    Daha önce inananlara karşı -özel savaşta- şeytanca savaşmaya alışanlar, inanmayanlara karşı savaşırlarsa ve uzun süre önce başlamış savaşın zaferle noktalanmasını sağlarlarsa; bugüne kadar eşkıya olanlar asker haline gelirler; daha önce kardeşleriyle ana-babalarıyla savaşanlar barbarlara karşı savaşmaya başlarlar (zaten olması gereken de budur); daha önce iğrenç ücretler karşılığı paralı asker olanlar şimdi ebedî ödülü kazanıyorlar; hem bedenleri hem de ruhlarını harcayıp tüketenler, şimdi çift ödül kazanmak için çaba harcıyorlar.

    Bunlara ne ekleyebilirim? Bir yanda yoksullar, öte yanda varlıktılar olacak; burada Tanrı’nın düşmanları, orada dostları.Gecikmeden kolları sıvayın; savaşçılar işlerini düzene koysunlar ve harcamaları için gerekli olan şeyleri toparlasınlar; kış sona erip ilkbahar geldiğinde, Tanrı yönetiminde neşeyle yola düşmek için harekete geçsinler.”

    II. Urban, Ağustos 1095 tarihinden 1096 yılının Eylül ayına kadar Avrupa’yı adım adım dolaşarak, halkı, “Kutsal toprakları ve orada yaşayan kardeşlerimizi dinsizlerin elinden kurtaralım.” diyerek savaşa davet etti. Piyer Lerrmit ise bütün

    Fransa’yı dolaşarak, halkı Haçlı Seferleri’ne katılmaya çağırdı. Piyer Lermit, düzenli orduların oluşmasını beklemeden etrafına toplanan, çoğunluğu işsiz ve yoksullardan oluşan, 100.000 kişiyle harekât tarihi olarak belirlenen 15 Ağustos 1096 gününü beklemeden İslam dünyası üzerine harekete geçti. Geçtikleri Hristiyan ülkelerde bile halkı öldürüp kiliseleri yağmalayan bu ilk Haçlı sürüleri, İznik önlerinde Türkiye Selçuklu Sultanı I. Kılıç Arslan tarafından yenilgiye uğratıldı ve Piyer Lermit, İstanbul’a kaçarak canını zor kurtarabildi.

    I. Kılıç Arslan

    1096 yılında başlayan Haçlı Seferleri, 1270 yılına kadar devam etmiştir. Bu Haçlı Seferlerinden en önemlileri, 1096-1099 yıllarında gerçekleştirilen ve Kudüs’ün Haçlıların eline geçmesiyle sonuçlanan I. Haçlı Seferi, 1147-1149 yıllarında yapılan ilk kez kralların ve imparatorların da katıldığı II. Haçlı Seferi, 1189-1192 yılları arasında Kudüs kuşatmasının başarısızlıkla sonuçlandığı III. Haçlı Seferi, 1204’te İstanbul’da bir Latin İmparatorluğu kurulmasıyla sonuçlanan IV. Haçlı Sefe-ri’dir.

    Haçlı Seferleri, AvrupalIların, yağma, talan, katliam gibi insanlık dışı her türlü davranışları sergiledikleri seferler olmuştur. İnsanlık tarihinin en kara lekelerinden biri olan I. Haçlı Seferi (1099) sırasında Frank lider Raymond, Maa-ratü’n-Numan şehrini işgal ederek 100 binden fazla Müslüman’ı kılıçtan geçirmiş ve ardından şehri yakıp yıkmıştır. Aynı Haçlı ordusu kısa bir süre sonra bir salgın ve açlık illetine tutulunca, öldürdükleri Müslümanların etlerini yemiştir. O günlere şahit olmuş bir kişi yapılanların korkunçluğunu şöyle anlatmıştır:

    “Öylesine kıtlık vardı ki, adamlarımız bir süre önce öldürdükleri kimselerin butlarından parçalar kopartıp; ateşte kızartıyor ve daha tam pişmeden vahşi ağızlarıyla eti silip süpürüyorlardı.” (İbrahim Refik, Tarih Şuuruna Doğru, İzmir 1994. s. 125-126)

    İslâm dünyası üzerine düzenlenen Haçlı Seferleri’nden en çok Anadolu Selçuklu Devleti, Büyük Selçuklu Devleti, Ey-yubiler, Zengiler, Danişmentliler, Memlukler, Fatımiler ve Bizans İmparatorluğu etkilenmiştir. Uzun süren savaşlar, Anadolu’nun harap olmasına neden olmuştur. Haçlı Seferleri, Türklerin batı yönünde ilerleyişinin durmasına ve İstanbul’un fethinin gecikmesine yol açmıştır. Türkler, kendilerini siper ederek İslam dünyasını büyük tehlikelerden kurtardılar.

    Haçlı Seferleri’nin Sonuçları

    Haçlı Seferleri, Türk, İslâm ve Dünya tarihi açısından çok önemli sonuçlar doğurmuştur. Bu seferler daha çok Avrupa’nın geleceğini şekillendiren sonuçlar doğurmuştur:

    • Haçlı Seferleri’ne katılan çok sayıda senyör veya şövalye bu savaşlarda hayatını kaybetmişti. Çok sayıda senyö-rün hayatını kaybetmesi, geri sağ dönebilenlerin de parasızlık nedeniyle mallarını satmak zorunda kalmaları, derebeyliğin zayıflamasına, merkezi krallıkların kurulmasına ve güçlenmesine neden olmuştur. Barutun ateşli silahlarda kullanılmasıyla birlikte merkezi krallıklar giderek güç kazanmaya başladı.

    • Haçlı Seferleri, papalara ve din adamlarında duyulan güvenin azalmasına yol açtı. Avrupa’da dinî duygular zayıfladı. Kilisenin ve papanın otoritesi zayıfladı. Kilisenin baskısından kurtulan halk, bilim, sanat, edebiyat ve güzel sanatlar alanında büyük başarılara imza attı.

    • Haçlı Seferleri sonrası ticaretle ve sanatla uğraşan burjuva sınıfı zenginleşti ve önem kazandı.

    • Senyörlerin köylüler üzerindeki baskılarının azalmasıyla üretim arttı ve ekonomik gelişme hızlandı.

    • Haçlı Seferleri sırasında Akdeniz’de ticaret gelişti. Doğu-Batı ticareti gelişti, Baharat ve İpek yolu önem kazandı. Akdeniz kıyısında bulunan Venedik, Cenova ve Marsilya gibi liman şehirleri giderek önem kazandı ve gelişti.

    • Haçlıların bir bölümünün deniz yoluyla taşınması, gemi yapımcılığın gelişmesini sağladı.

    • Haçlı Seferleri sırasında AvrupalIlar, Müslümanlardan pusula, cam, kâğıt, matbaa, barut, şeker ve ipek yapımını öğrendiler.

    • İslam bilginlerinin eserleri Latince’ye çevrildi. İbn-i Sina, Farabi gibi Müslüman âlimlerin eserleri ve antik döneme ait eserler, Avrupa’ya taşındı.

    • AvrupalIlar, flamalı mızrak, kundaklı yay, trampet ve borazan, arma, kayısı, karpuz, yabanî sarımsak gibi eşyaları ve ürünleri Avrupa’ya taşıdılar.

    • Avrupa’da kültür ve medeniyet alanında büyük bir canlanma yaşandı. Bu durum Avrupa’da Rönesans ve Reform gibi köklü değişikliklerin yaşanmasına yol açtı.

    • Haçlı seferleri yüzünden Müslüman şehirleri yakılmış, yıkılmış, yağma edilmiş; İslam ve Türk medeniyeti bu saldırılar sonucu büyük zarara uğramıştır. AvrupalIlar, harp meydanlarında aslanlar gibi cesurca dövüşen Müslümanların, aslında çok merhametli, iyiliksever, misafirperver olduklarını ya

    kından gördüler. Haçlı Seferleri sonunda, AvrupalIların Müs-lümanlar hakkmdaki önyargıları yıkılmıştır.

    • Bizans’ı kurtarmak üzere İstanbul’a çağrılan Haçlı orduları, Hıristiyanlığın mukaddes kilisesi Ayasofya’nın tepesindeki altın haçı sökerek eritip satmışlardır.

    • Haçlı seferlerinin başarısızlıkla sonuçlanmasından sonra batı sömürgeciliğini İslam ülkelerine yerleştirmenin başka yollarını arayan kilise, geliştirdiği Oryantalizm metotlarıyla yıllarca sabırla çalışarak İslam âlemini ele geçirmenin yollarını aramıştır. Bir batılı olan Louis Massgnon: “Onların her şeyini berbat ettik; felsefelerini, dinlerini berbat ettik. Şahsiyetlerinde büyük bir boşluk meydana getirdik. Artık anarşiye ve intihara hazır haldedirler. Ruhlarını kaybettiler”

    Devamını Oku
  • MITS Altair 8800

    İLK BİLGİSAYAR NASIL ORTAYA ÇIKTI?

    ilk bilgisayar z3

    İnsanoğlunun ilk hesap makinesi abaküslerdir ve abaküse benzeyen ilk araçlar bundan 3,000 sene önce kullanılmıştır. Otomatik hareketlerden yararlanan ilk toplama makinesini Blaise Pascal geliştirmiştir. Pascal bu makineyi tasarlarken, bir tarafa doğru döndürülen dişli çarkların hareketinden faydalanmıştır. Daha sonra Leibniz aynı prensiple çarpma işlemi de yapabilen bir makine daha geliştirmiştir.

    Hesaplamada elektronik sistemin öncüsü İngiliz bilim adamı Charles Babbage’dir. Babbage’nin Analitik Motor adını verdiği cihaz, belli bir programlama içinde hesapları otomatik olarak yapabilmekteydi.

    Gerçek anlamda bilgisayarlar, 1941 yılında Berlin’de Kon-drad Zuse tarafından geliştirilmiştir. Onun yaptığı bilgisayar, elektron lambalarından oluşuyordu ve aynı yıllarda Busines Machines Corporation adlı firmanın yaptığı otomatik bilgisayardan çok daha hızlı çalışıyordu.

    MITS Altair 8800

    1946’da, Amerikalı J. Presper Erchert ve John W. Mauch-ly, yüksek işlem hızına sahip tam elektronik ilk sayısal bilgisayarı geliştirdiler. 17,500 civarında elektron tüpü, 1,500 röle, 70,000 direnç ve 10,000 kondansatörden oluşmuş 30 tonağırlığındaki bu dev makine, on haneli 5,000 sayıyı bir saniye içinde toplayabiliyordu.

    İlk satışa sunulan bilgisarae MITS Altair 8800

    Sonraki yıllarda inanılmaz bir süratle geliştirilen bilgisa-| yarlar, bilgiyi çabuk ve doğru bir şekilde işleme ve saklama I özellikleri nedeniyle, kısa sürede günlük hayatın ayrılmaz bir S parçası haline geldiler. Bilgi üretimi ve dolaşımı hızlandı. Bu I gelişmeler sayesinde, bir toplumun bütün bireylerinin bilgiye E kolayca ulaşmaları ve onu tüketmeleri mümkün oldu.

    I Bilgi toplumunun oluşumunu hızlandıran bu gelişmelerin ■ yanı sıra, basımevlerinden uzay gemilerine kadar hemen bü-l;tün makine ve araçların kontrolünü de bilgisayarlar üstlenme-lye başladı. Böylece insanlar uzun süre alan ve oldukça kar-■ftıaşık olan yorucu ve bıktırıcı işlerden kurtuldular.

    Devamını Oku
  • Resim Bulunmamaktadır

    TİCARET BORSALARI ve SERBEST PİYASALAR HAKKINDA BİLGİ

    Ticaret borsaları içinde iki çeşit piyasa yer alır: serbest piyasalar ve vadeli piyasalar. yasalarda, alıcılarla satıcılar arasındaki sözleşmelerde sözkonusu olabilecek bütün öğelerin (fiyat, nitelik, miktar gibi) taraflarca tam bir serbestlik içinde saptandığı işlemler yapılır. Bununla birlikte, meslek kuruluşlarınca saptanan uygulama kuralları ya da örnek sözleşmeler, bu piyasalarda gerçekleşen alım satımlar için birer ölçüt ve uygulama çerçevesi oluştururlar.

    Serbest piyasalar, ya “peşin karşılıklı” olur, bir başka deyişle alışveriş konusu olan malların hemen teslim edilmesi gerekir, ya da “alivre” olur, yarii sözleşmenin ifası gelecekte önceden saptanmış olan bir ya da birden fazla tarihe ertelenir. (“Fiziki” ürün piyasaları, fiilen gerçekleşen alışverişlerin yapıldığı piyasalardır.)

    vadeli piyasalar ya da düzenlenmiş piyasalar

    Serbest piyasalarda çeşitli nitelikte

    ürünler mübadele edilmesine karşılık, vadeli piyasalar, kesin olarak belirlenmiş, niteliği tamamen standartlaştırılmış ürünlerin işlem gördüğü yerlerdir. Bu piyasalar işlevlerini, resmi makamlar tarafından onaylanmış kesin mevzuat çerçevesinde, yetkili kılınmış aracılar eliyle yerine getirirler: birçok ülkede bu aracılar, resmi belge sahibi komisyonculardır. Fiyatlar, serbest pazarlığa dayalı olarak ve arz ve talebin, borsa ringinde, mezat yoluyla, açık karşılaştırılması sonunda belirlenir. Teslim tarihleri, gerekli garantiler, özellikle alışverişe konu olan ürünlerin niteliği özenli bir biçimde saptanır. Resmi makamlarca yapılan bu düzenleme, sözkonusu piyasalarla serbest piyasalar arasındaki temel ayrımı oluşturur.

    Vadeli işlem, sözleşme yapan iki taraftan birinin belirli bir tarihte (“vade”), belirli bir miktar malı teslim etmeyi üstlendiği, öteki tarafın da aynı tarihte belli bir fiyatı ödemeyi kabul ettiği bir anlaşma olarak tanımlanabilir. Yükümlülüğün yerine getirilmesi (alıcı için paranın ödenmesi, satıcı için malın teslimi) ileri bir tarihe bırakılmıştır.

    Vadeli sözleşmelerin özelliği, fiziki ürünlerin varlığı koşulunu aramamalarıdır. Ürünler, alışverişin yapıldığı sırada satıcının mülkiyetinde olmayabilir. Satıcı, “karşılıksız” bir işlem yapabilir, yani sattığı mal bilfiil elinde bulunmayabilir: fiili bir mal teslimiyle sonuçlanan vadeli işlemlerin oranı % 5’in altındadır; vadeli işlemlerin % 5’inden azı fiili bir mal teslimiyle sonuçlanır; gerçekte, ne satıcı bir şey teslim etmiştir, ne de alıcı bir şey almıştır; vadenin bitiminden önce iki taraf da birincinin tersine bir işlemle başlangıçtaki taahhüdünden kurtulur.

    Bir malı belirli bir vadeyle satın alan kişi, aynı miktar malı aynı vade ile yeniden satar; ve malı ilk satan kişi de, onu geri satın alır. Örneğin, bir malı 1 000 liraya satın almış olan alıcı, onu 1 020 litaya satarak aradaki 20 liralık farkı tahsil eder; ya da, tersine, malı 1 000 liraya satmış olan satıcı, onu 960 liraya “yeniden satın alarak” 40 liralık bir kâr elde eder.

    • Vadeli piyasaların iktisadi rolü. Vadeli piyasaların birinci rolü, piyasada arz ve ta lebi karşı karşıya getirerek, fiyatın, uygun koşullarda belirlenmesini sağlamaktır.

    Mal fiyatlarının vadeli piyasalar yoluyla belirlenmesi süreçleri, bu piyasalara özgüllüğünü kazandıran bazı özellikler gösterir: tam bir anonimlik (çünkü, aracılar, kimliği belli olmayan birtakım emir sahipleri hesabına iş görürler); fiyatların resmen belgelenmesi (bu da onların “nesnelliğini” gösterir); kurların her gün yeniden ko-te edilmesi (böylece, piyasa fiyatları, yapılan işlemlere göre günü gününe ortaya çıkar).

    Fakat, vadeli piyasaların başlıca işlevi, •üreticiye, imalatçıya, tüccara, rizikosunu taşıdıkları malları etkileyen fiyat dalgalanmalarından korunmak olanağını sağlamaktır.

    Demek ki, bu piyasalar, stokların yönetiminde bir “sigorta” ya da bir garanti me- -kanizması oluştururlar. Bu bakımdan, vadeli piyasalarda yapılan işlemler, işletme yönetimi tekniğinin bir parçasıdır.

    Burada profesyonel işletme yöneticisinin, kendi rizikosunu, vadeli piyasada “rizikolu” işlemler yapmak fırsatı arayan spekülatöre devrettiği söylenebilir.

    Vadeli piyasalar, —oynadıkları üçüncü rol de budur— özel türden birtakım müşteriler olan spekülatörlere, rizikolu işlemler yapmak olanağı sağlarlar. (Profesyonellerin karşıtı olarak, bu spekülatörlerin varlığı, vadeli piyasaların işleyişinin vazgeçilmez koşulunu, yararlarının karşılığını oluşturur.)

    MENKUL KIYMET BORSALARI NEDİR VE NASIL ÇALIŞIR

    Menkul kıymet borsaları, menkul kıymet arz ve talebinin, borsa acentaları aracılığıyla karşı karşıya geldiği yerlerdir. İktisadi büyüme, işletmelerin biçiminde de-
    rin değişikliklere yol açtı: şahıs şirketlerinin yerini çoğu kez sermaye şirketleri aldı. Bu şirketler, yatırımlarını finanse edebilmek için, hisse senetleri ya da tahviller ihracı yolu ile tasarrufları kendilerine çekerler. Devlet de borçlanma yoluna gider. Bu durumda, borsa piyasalarının alıcılarla satıcıları düzenli bir biçimde her gün karşı karşıya getirecek, binlerce menkul kıymetin kote edilmesini sağlayacak ve bunların resmen saptanmış fiyatlar üzerinden alınıp satılmasını kolaylaştıracak teknik olanaklara sahip olmaları gerekir.

    Menkul kıymet borsalarında işlemler, teslim ve ödemelerin biçimi ve süresi açısından iki şekilde gelişir: peşin işlemler, vadeli işlemler. Buna bağlı olarak da peşin piyasa, vadeli piyasa kavramları ortaya çıkmıştır.

    • Peşin piyasa. Peşin işlemlerin yapıldığı bu piyasada, alım ve satımı yapılan menkul kıymetlerin teslimi ve bedellerinin ödenmesi kural olarak hemen, uygulamada ise kısa bir süre içinde yerine getirilir.

    Vadeli piyasa teknik planda iki biçim alır: kesin vadeli piyasa ve muhayyer piyasa.

    • Kesin vadeli piyasa. Kesin vadeli piyasada, yapılan anlaşma feshedilemez. Alıcı ve satıcı, sözleşme imzalandığı andan başlayarak, işlemin toplam tutarı için yükümlülük altına girmiş olurlar. Vade geldiğinde, işlemin tasfiyesi sırasında, alıcının, kendisine satılan senetleri teslim alarak, bedellerini kararlaştırılan fiyat üzerinden ödemesi gerekir; böylece, “malı kaldırmış” olur. Satıcının da, sattığı senetleri teslim ederek, bunların tutarını tahsil etmesi gerekir.

    Fakat, vadeli işlemler, fiyat farklarından yararlanarak kazanç sağlamayı düşünen spekülatörlerce de yapılabilir. Bu dururh-da, vade geldiğinde, alıcı ile satıcı karşılıklı pozisyonlarını tasfiye ederler: alıcı (fiyatların yükseleceği beklentisiyle spekülasyon yapmıştır), satın aldığı menkul kıymeti tekrar satar; satıcı (fiyatların düşeceği beklentisiyle spekülasyon yapmıştır), sattıklarını tekrar satın alır (çoğu kez, zaten bunlar elinde değildir; açıktan satış yapmıştır). Bununla birlikte, alıcı ile satıcı, bir sonraki tasfiyeye kadar karşılıklı pozisyonlarını koruyabilirler: bu takdirde, gerek alıcının, gerek satıcının pozisyonlarını erteledikleri söylenir. Erteleme ya da repor* (fr. report’dan), “başlangıçtaki vadenin uzatılması” olarak tanımlanabilir. Satın aldığı kıymetlerin zilyedi olmak istemeyen alıcı, bir sonraki tasfiyeye (hatta bunu izleyen başka tasfiyelere) kadar alıcı olarak kalabilir. Bunun için, kendi pozisyonunu bir sermaye sahibi aracılığıyla “erteletir”, yani sermaye sahibi, spekülatörün yerine sözkonusu kıymetleri itibari bir kur (“takas kuru”) üzerinden “kaldırır” ve geçici bir malik konumuna bürünür.

    Bu ödünç para veren kişi, hizmetine karşılık bir “erteleme ücreti” ya da “repor” alır ki, bu da genellikle ödünç verdiği paranın faizi karşılığıdır. Aynı biçimde, kendi pozisyonunu gelecek tasfiyeye kadar sürdürmek ya da “erteletmek” isteyen satıcı da elinde aynı kıymetlerden bulunan bir kişiye başvurarak, onun bu kıymetleri, bir sonraki tasfiyede yeniden satın almak üzere, nakit karşılığında ödünç olarak vermesini sağlayabilir. Bazen, “açıktan” yani elinde gerçekten bulunmadığı halde, büyük miktarda menkul kıymet satan spekülatörler, bunları kendilerine ödünç olarak vermeyi kabul edecek hamiller bulmakta güçlük çekerler. Bu durumda, bu spekülatörler, aradıkları kıymetlerin hamillerine bir “depor*” (fr. dĞport’dan), yani ödünç verilen kıymetler için kira öderler.

    • Muhayyer piyasa. Muhayyer piyasada, satıcı değil ama alıcı, kararlaştırılan vade sonunda kendisini sözleşmeyle bağlı saymayabilir. Pek çok borsada iki tür muhayyer piyasa vardır: primli piyasa ve opsi-yonlu piyasa. Primli piyasa’da alıcı, vadenin bitiminde, önceden saptanmış olan ve
    “prim” adı verilen bir cayma cezası ödemek yoluyla alımdan vazgeçebilir. Bu işlem, üç vade için olanaklıdır. Bu prim, girilebilecek olan zararın üst sınırını oluşturur. Primlerin tutarı, kot cetvellerinde D harfiyle gösterilir; bu, işlemin, bedeli peşin olarak ödenmesi gereken bölümü demektir. Örneğin, bir muameleci, primli piyasadan 20 lirası prim olmak üzere 300 liraya şirketinin 25 adet hisse senedini haziran vadesiyle satın almış olsun. Haziran primleri için bildirim günü geldiğinde, yanı tasfiye tarihinden bir gün önce, alıcı ya primi kaldırarak pazarlığı kesinleştirir ya da primi feda ederek pazarlığı bozar Böylece, bir menkul kıymetin fiyatı yükselmediği takdirde, alıcı, zararını prtrr miktarıyla sınırlı tutmuş olur. Satıcı, alıc-nın kararına bağlıdır. Prim kaldırıldığı ta^ dirde, elinde bulunan kıymetli evrakı, sez leşmenin imzalandığı tarihteki kesin vaoe kurunun üstünde bir fiyatla satar. Prim feda edildiği takdirde ise, bunu tahsil eoz böylece portföyünün verimini artımş olur.

    • Opsiyonlu piyasa’da, opsiyon satın a^r kişi, opsiyon satıcısına “opsiyon fiyat denilen bir bedel ödeyerek sözleşme^ r yerine getirilmesini istemek ya da be rv. feshetmek hakkını elde eder. Opsiyon De delleri, kotasyon cetvellerinde göster r Alıcı, sözleşmenin akdini izleyen ilk tasr-ye işleminde satıcıya opsiyonu öder V 2-de ne kadar uzaksa, opsiyonun fiyat]

    o kadar yüksek olur. Opsiyon anca* r tasfiyeyi kapsayabilir. Alım satım işleri sözleşmenin akdedildiği gün geçerli o»ar kesin vadeli kur üzerinden yapılır. Öne-ğin, bir muameleci, 6 haziranda x ş.r\a-ne ait 100 hisse senedi için, 250 TL fiya. E haziranda kote edilmiş son kesin kuri «e

    30 TL opsiyon bedeli üzerinden, 6 oca» vadeli bir opsiyon satın almış olsun -ss-ziran ayı işlemlerinin tasfiyesinde, bun.-ameleci, satıcısına opsiyon tutannı öoe’’ (30 TL x 100 = 3 000 TL). Kurlar ajşr. ğü takdirde, alıcı, opsiyon hakkını kufcâ-maz ve ocak ayı tasfiyesinde opsryo~L satıcıya bırakır ve böylece satıcı senere rini istediği gibi kullanmakta serbest fc» lir. Kurlar yükseldiği takdirde ise, muare leci, opsiyonu satana 250 TL x 10C * 25 000 TL öder ve böylece, her bir hsst senedinin maliyeti 250 + 30 = 29C TL’ye gelmiş olur. Muameleci, dilerse 1 s se senetlerini hemen yeniden satatw

    • Özel ve kombine işlemler. Bu işiene de, vadeli piyasanın alım satım te*Of;e rine başvurulur. Bu işlemlerin başicaa şunlardır:

    - aljcıya, işlemin yönü (stellaj), ya da * * tarı (çifte opsiyon) üzerinde bir opsyar hakkı veren özel opsiyon işlemler Sa* laj, alıcıya, pazarlığın sonuçlandırıp 2* da yürürlükte olan kesin vadeli fiyar» oranla fazlalık ya da eksiklik gösterer a* ceden saptanmış fiyatlar üzerinde^ Dal bir miktar menkul kıymet için isterse «a-sin alıcı, isterse kesin satıcı olmak omem ğını verir;

    - çifte opsiyon (ya da cali of more- ac ► ya, vade sonunda, evvelce kara” aşkmış olan miktarı ya da bunun iki kacn 2» tın almak yetkisini verir. Bunun ters ne* işlem (put of more) ise, satıcıya, kerd > leğine göre, basit ya da çifte opsiyorfc 5-tıcı olma olanağını sağlar;

    - opsiyon sözleşmeleri, taraflardar arr« menkul kıymeti kararlaştırılmış btr .aas-de satmak ya da satın almak hakter* m-rir;

    - müeccel ödemeli işlemler, bir sarş u» rının ödenmesini geciktirmek oia-a£~
    - kombine işlemler, kurların önceoe* ; rülebilen gelişme seyrine göre betn : sonucu elde etmek amacıyla kef^r^ ters yönlü talimatları birleştirmeyi xr* lı kılar.

    Kontrparti. Bu yöntem, piyasaca«; 5 leneksel akışkanlık noksanlığına çare a mayı amaçlar. Bu biçimde, kote eor-kıymetler piyasasında borsa saaöer ss
    1814
    borsa;a aa menkul kıymet alım satımları yap–a olanağı sağlanır. Borsa acentaları, .>e bankalar, halk bankaları ve menkul kıymet firmaları olarak kayıtlı mali kurumlar, «endi hesaplarına, müşterileri ile menkul «ymet alışverişinde bulunabilirler. Uygula–ar fiyatlar, borsada kayıtlı son fiyatların risk «arşılığı olarak kabul edilen bir marj mik-■ar kadar artırılmasıyla bulunur. Menkul c. .met satan bir kontrpartici, bunları pi-asadan satın almak, satın alan kontrpar-:c de bunları piyasaya satmak zorunda-m Borsa acentaları da kot dışı piyasaca »şlem gören bazı kıymetler için kontr-jart ci olarak hareket edebilirler, ama bu nacaktan şimdiye kadar yararlanılmamış

    borsa emri  borsa işlemi yapmak isteyen kişinin, şlemi yerine getirmekle görevlendir-: * aracıya bir borsa emri vermesi gere-<cr Bu emir ya borsa seansı sırasında ya zaha önce bir mektupla ya alelade bir pu-5- a ile, telgrafla (ayrıca mektupla teyidi gerekir), telefonla ya da borsada sesli ola–ak (yine yazıyla teyit edilmek koşuluyla) iet ebilir. Emirde işlemin yönü, menkul « /metin sayısı ve türü gerektiğinde iste–en kupürü, tercih edilen piyasa (peşin, ,a da vadeli), emrin hangi fiyat üzerinden gerçekleştirileceği, geçerlilik süresi açıkça belirtilmelidir. Emir, tarihli ve müşteri -^rafından imzalı olmalıdır. Verilen emir-er. “o günkü seans” için olabileceği gi-

    & haftalık” ya da ”on beş günlük” ve inayet, “kabilirücu” da olabilir. Bu son z-çımdeki emirler, ilke olarak bütün bir ay Doyunca —ay sonundan önce müşteri ta-’afmdan iptal edilmemek koşuluyla— geçenidirler. Emirlerin yerine getiriliş biçım-en de çeşitlidir. Örnek olarak şunları gösterebiliriz: ilk kur’dan icrası istenen emir-er. yani piyasa olanaklarına göre en iyi -’yatla icrası istenen emirler, sınırlı fiyatla .erilen emirler (bu durumda müşteri tarafından belirlenen limit aşıldığı takdirde emir icra edilmez) ya da stop ve yaklaşık bareli emirler (bu son biçim, aracıya bel-

    i bir takdir yetkisi verir). İki piyasanın var-*ğı, bağlı emirlerin, arbitraj emirlerinin, peşin ödemeli ya da vadeli emirlerin veriletmesini sağlar. Bağlı emirler, iki ayrı iş-lemin ya birlikte gerçekleştirilmesini, ya da -içbirinin uygulanmamasını gerektiren emirlerdir. Arbitraj emirleri, işlemleri zorunlu bir biçimde birbirine bağlamaz. Peşin ödemeli ya da vadeli emirler, en elverişli koşullarda peşin ödemeli ya da vadeli olarak icra edilirler. Emir yerine geti-rilir getirilmez, aracı, durumu müşterisine bildirmek zorundadır. Aracı, bu bildirme işini, peşin ödemeli işlemler için, alım satımın yapıldığı gün, bir icra bildirimi ya da bir yapıldı haberi göndererek; vadeli iş-,emler için de, her tasfiye sonunda, o tasfiye süresi içinde yapılmış olan bütün alım satımları özetleyen bir tasfiye hesabı yollayarak yapar.

    işlem giderleri

    Her borsa işlemi bazı giderleri zorunlu kılar. Bu giderler, Türkiye’de, borsada alım satım tekelini ellerinde bulunduran borsa acenteleri tarafından alınan kürtaj ücreti ile bu ücret üzerinden aracının ödediği borsa payından oluşur. fiyatların oluşmasıMenkul kıymet fiyatları, arz ve talep ile belirlenir. Çoğu borsada üç türlü kotasyon tekniği kullanılır.

    Aykırılık yoluyla kotasyon. Bu teknik, vadeli alım satımlara kabul edilen menkul kıymetlerin, peşin ödemeli işlemler için kotasyonunda kullanılır. -Yarı sözlü, yarı yazılı, oldukça karmaşık bir yöntem olup, kutulu kotasyona benzer. Bu tür kotasyon, vadeli piyasa ile peşin ödemeli piyasa arasında bölünen fiyatların —peşin ödemeli piyasa fiyatlarının vadeli piyasa
    fiyatlarından farkı % 2’yi aşmamak zorundadır— donmuş olarak kalmamasını ve tek bir seans sırasında iki piyasa arasında kolayca arbitraj yapılabilmesini sağlar.

    Kutu usulü kotasyon. Peşin ödemeli menkul kıymetlerin büyük çoğunluğu için bu tür kotasyon uygulanır. Kıymetler, borsa acentalıkları arasında bölüştürülür. Bütün borsa emirleri kutular aracılığıyla bir araya toplanır ve bir denge fiyatı ortaya çıkar. Bu kur oda tarafından tescil edilir.

    Mezat yoluyla kotasyon. İlginç bir görüntü oluşturan bu sözlü yöntem, alım satımın gizliliğini güvence altına alır ve hazır bulunanların, fiyatlarda beliren eğilimi görebilmelerini ve ona göre gerekli müdahaleyi yapabilmelerini sağlar. Fakat, çok sayıda personele gereksinme gösteren bu teknik pahalı olup, ancak birkaç gruba bölünmüş biçimde en önemli menkul kıymetler için kullanılır.

    Fiyat farkları, oda tarafından sürekli gözlenir. Peşin ödemeli piyasada, kısa bir süre için °/o 4 ile 5 oranında farklılıklar kabul edilir; vadeli piyasada da % 7 oranında farklılıklara izin verilir. Çok şiddetli değişiklikler, piyasadaki dengesizliği gösterir. Bazen, bir kıymetin kotasyonu askıya alınır ve ilgililerin bilgi edinmesi için resmi kot bülteninde düşük, ya da yüksek bir belirleyici kur “arz” ya da “talep” kuru yayımlanır.

    Türkiye’de menkul kıymet borsaları

    Türkiye’de ilk borsa, Osmanlı İmparatorluğu döneminde, Kırım savaşı’nın yarattığı mali koşulların da etkisiyle, 1866’da “Dersaadet tahvilat borsası” adıyla İstanbul’da kuruldu. 1906’da, borsanın adı “Esham ve tahvilat borsası” olarak değiştirildi. Cumhuriyet döneminde, 1929 tarihinde çıkarılan 1447 sayılı yasayla “Menkul kıymetler ve kambiyo borsası” adıyla yeniden düzenlenen borsa, Maliye ba-kanlığı’na bağlı bir hükümet komiserinin gözetim ve denetimi altında faaliyet gösterdi. Ancak, ekonomik koşulların elverişsizliği, iktisat politikalarının niteliği vb. nedenlerle önemli bir etkinlik gösteremedi ve 1985’te “İstanbul menkul kıymetler borsası”nın açılışıyla birlikte kaldırıldı.

    İstanbul menkul kıymetler borsası (İMKB)

    İMKB’nin kuruluşu Türkiye borsacılık tarihinde önemli bir adım oldu. Hukuki statüsü itibariyle, tüzel kişiliğe sahip mesleki bir kuruluş olan İMKB’nin, özel bütçesi ve belirli gelir kaynakları vardır. Sermaye* piyasası kurulu’nun (SPK) gözetim ve denetimi altında bulunmakla birlikte çalışmalarını özerk olarak yürütür. Borsanın organları, hükümetçe atanan ve Yönetim kurulu’nun da başkanı olan Borsa başkanı, borsa üyelerinden oluşan Borsa genel kurulu, üyeleri bu genel kurul tarafından seçilen Yönetim ve Denetim kurullarından oluşur. Ayrıca Kotasyon, Uyuşmazlık ve Disiplin komiteleri gibi yardımcı organları vardır.

    Yatırımcılar, borsadaki alım ve satımlarını ancak borsa üyeleri aracılığıyla yapabilirler. Borsa üyeleri SPK’nin yetki belgesi verdiği, İMKB’nin üyeliğe kabul’ ettiği bankalar ve aracı kurumlardan oluşur. Üyeler, borsa lehine, gruplarına göre değişen miktarlarda teminat yatırmakla yükümlüdür. Ayrıca, aracı kurumlar için asgari sermaye koşulu bulunmaktadır.

      kot içi pazarında işlem görecek hisse senetleriyle menkul kıymetler piyasasında işlem görecek tahvillerin Borsa’ya kote edilmesi gereklidir. Kote edilmemiş hisse senetleri İMKB’nin kot dışı pazarında işlem görür. Kasım 1992 sonu itibariyle İMKB kotunda 1262 şirketin menkul kıymetleri bulunmaktaydı. Borsa kotunda bulunan hisse senetlerinin nominal tutarı 43 792 milyar TL, tahvillerinse 976 milyar TL idi.
    İlke olarak, borsada kayıtlı bütün menkul kıymetlerin alım ve satımı ancak Borsa’da yapılabilir. Borsa üyeleri, hem müşterileri hem de kendi ad ve hesaplarına alım satım yapabilirler ve müşterileri için yaptıkları alım ve satımların miktarı üzerinden tarifeyle belirlenmiş oranda bir “kürtaj ücreti” alırlar. Aracı kurumlar, borsaya kayıtlı bulunmayan menkul kıymetleri borsa dışında da alıp satabilirler.

      bünyesinde hisse senetleri için kot içi pazar, kot dışı pazar, tahviller için menkul kıymetler piyasası (tahvil pazarı) oluşturulmuştur. Devlet tahvilleri, hazine bonoları menkul kıymetler piyasasında işlem görmektedir. İMKB’de hisse senedi alım-satımı üye temsilcilerinin işlem tahtalarına yazdığı alış ve satış emirlerinin karşılanması (matching) sonucu, “çok fiyat, sürekli müzayede” yöntemiyle gerçekleştirilmektedir. Alım-satım her hisse senedine ayrılmış bir veya birden fazla işlem tahtasında yapılır. Borsa’da oluşan fiyatlar aynı gün çıkarılan “Günlük bülten”de ilan edilir ve ertesi gün de gazetelerde yayımlanarak bütün ilgililerin ve halkın bilgisine sunulur.

    BORSA (Matteo), İtalyan yazar (Manto-va 1751 – ay. y. 1798). İlk denemelerindeki klasikçiliğin, Del gusto presente in letteratura italiana’da (Italyan edebiyatında günümüzün beğenisi) [1784] önro-mantizme dönüştüğü görülür.

    Devamını Oku
  • Resim Bulunmamaktadır

    Hayatı Anlatan Güzel Sözler

    Anlamlı, Duygu Yüklü Güzel Sözler

    Güzel sözler sadece özel zamanlarda değil günlük hayatımızda kullanılmalıdır. Böylece sıkı dostluk bağları kurulacağı için hayat daha güzel bir hal alır. Güzel sözler hayata olumlu bir etki yapar. Bir anlamda güzel söz kullanarak bizzat kendinizin ve sevdiklerinizin hayatlarını da güzelleştirebilirsiniz. Sevdiklerimize zaman ayırmamız gerekir. Vaktinizi ekonomik kullanarak mesajlarınızı daha kısa sürede göndere bilmeniz için tüm konularda sayıca yoğun mesajı hazırladık ve ziyaretçilerimizin kullanımına sunduk.

    Çoğu zaman aklımıza gelen ya da sevdiklerimizden duyduğumuz akılda kalıcı sözleri kullanmaya veya bu sözlerden yeni sözler türetmeye çalışırız. Artık yeni güzel sözler türetmek için uğraşmanıza ve sevdiklerinizin sözlerini kullanmanıza gerek yok. Bu sayede kendinizi yormayacağınız gibi sevdiklerinizin sözlerini de onlara bırakmış olursunuz. Her zaman ve her durumda kullanabileceğiniz sözler sitemizde oluşturduğumuz kategorilerde çoktan yerini aldı. Sözleri kullanabilmek için zorunlu üyelik aşamasıyla ya da yorum işlemleriyle uğraşmanıza gerek yok. Bulmak istediğiniz sözün yayınlandığı kategoriye girerek istediğiniz söze direkt olarak ulaşabilirsiniz. Sözler hakkında sahip olduğunuz düşünceleri ve yorumlarınızı bekliyoruz.

    Sevdiklerine anlamlı mesajlar gönderebilmek isteyen ve sürekli onlara değerli olduklarını hissettirebilmek insanlar için buradayız. Hazırladığımız tüm uzun mesajları ve kısa güzel mesajları sevgilinize, ailenize ve arkadaşlarınıza gönderebilirsiniz. Oluşturduğumuz her içerik tamamen sizlere ve sevdiklerinize hitap ediyor. İnsanları mutlu edebilmek daha önce hiç bu kadar kolay olmamıştı. Günlük hayatınızda ve özel günlerinizde kullanacağınız her güzel sözün sponsoru artık bizleriz.

    -Hayatı Dümen Olan İnsanların
    Rotasına Güven Olmaz

    -Hayatta silgim hep kalemimden önce bitti. Çünkü kendi doğrularımı yazacağım yere, tuttum başkalarının yanlışlarını sildim

    -rüzgarı diledigim gibi degistiremem
    ama yelkenlerimi ayarlayabilirim
    daima varmak istedigim limana…

    -Eden kendisine eder.
    Yapan bulur ve çeker!
    Unutma!
    Kazanmak koca bir ömür ister, kaybetmeye ise anlık gaflet yeter.

    -Cihanda bulmadım bir yar-ı sadık
    Kime sadık dedimse çıktı münafık…

    anlamı arkadaşlık sözü

    -Dışarıdan nasıl görünüyor
    bilmiyorum.
    Bu kalp; sadece akciğerin kan
    pompaladığı bir organ değil..
    Kırmayın…

    sevgili için günaydın mesajı

    manası büyük söz

    -Dışına bakılarak iç yüzü okunamaz insanın,
    Mektupta neler olduğunu ancak yazan bilir.”

    -Kötü zamanlar iyi olmak için var arkadaşım..
    - O yüzden sabret..”

    kalleşlik için harika laf sokmalık söz

    çekemeyenler için güzel söz

    laf sokmalık en kapak söz

    kızlar için kapak söz

    Kızlar için giderli yazı

    en baba kapak söz

    anlamlı en güzel söz

    güzel aşk sözü

    duygusal manalı söz

    nankörlükle ilgili güzel söz

    Baktığınızda gördüğünüz sadece bir
    tomar paradır.Paradan başka bir şeye
    sahip olamayacak kadar acizdirler o
    erkekler.Emek vermeyi bilmezler.Paraları
    kadar sahip olmak isterler
    herşeye.Paraları yoksa kocaman bir ”hiç”
    tirler.

    Bazı erkekler vardır.

    Hastadır ruhu. Zindan ederler hayatı
    etraflarına. Koca olamazlar, baba
    olamazlar, sevgili olamazlar. İlk
    zamanlar sıcacık sevgi dolu bir erkek
    sanırsınız. Hiç ummadığınız bir anda
    karşınıza çıkar canavar. O pençelerin
    ruhunuzu nasıl ve neden kan içinde
    bıraktığını anlayamazsınız bile.
    Kurtulmanıza da izin vermez bazen.
    Ondan güçlü olmanıza izin vermez.
    Yoketmek zorundadır.Ruhunuzu öldürür
    o erkekler.

    Bazı erkekler vardır.

    Kullanır sizi. Emeğinizi, sevginizi kullanır.
    Almasını bilirler sadece. Sevgi
    veremezler. Hayatı paylaşmazlar.O kadar
    nazik ve yakışıklıdır ki bile isteye teslim
    olursunuz. Verdikleriniz tükenince
    giderler, anlayamazsınız neden
    terkedildiğinizi.

    Bazı erkekler vardır.

    Erkektir, babadır, eştir, sevgilidir. Belki
    zengin değillerdir ama göğsüne
    sokulduğunuzda dünyanın en mutlu
    kadını olursunuz. O erkeklerin kendileri
    hazinedir ve siz ”bilirsiniz” bunu.
    Bakışlarında bütün dünyayı görürsünüz.
    Ellerini güvenle tutarsınız. Siz
    hayatısınızdır, bilirsiniz.Ruh eşinizdir,
    hissedersiniz. Bazı erkekler gerçek bir
    ”erkek” tir.

    -Hani derler ya ben sensiz yaşayamam diye
    İşte ben onlardan değilim
    Ben sensiz de yaşarım;
    Ama seninle bir başka yaşarım.

    -Lafa Gelince Fena Esersiniz; İcraata Gelince Pamuk Şekersiniz ..!!

    -Gördüğünü herkes sever, sen onda görmediğini bulacaksın. Eğer gerçek aşk istiyorsan; Ten”e değil, kalbe dokunacaksın.

    -Senin İçin Savaşırdım Ama;Verimsiz Toprakları Fethetmeye Gerek Yok….

    bizim aşkımız ölümsüz

    ünlülerin sözleri

    cuma mesajı

    anlamlı mesaj

    -

    Hayırlı Cumalar…

    Ey celâl ve ikram sahibi yüce Rabbimiz! Ehl-i iman hakkında kötülük düşünen insî-cinnî ne kadar zalim varsa,Sen (c.c) bizi onların şerlerinden ve tuzaklarından koru.. tahrip temsilcilerinin oyunlarını boz ve emellerini gerçekleştirmelerine fırsat verme..

    Amin…

    çok manalı söz

    Hatalarını yüzlerine vurmadıgımız için kendilerini kusursuz sanan insanlar var….

    keş sözü

    kapak söz

    güzel söz

    -Sana sadece kırmızı demelıyım bence,
    Aşkın en arsız olduğu rengi gibi
    Nefesım can wermeli tenİne belkıde..
    En yÜksekteyken dÜsmek gıbi
    Masmavi gökyüzünden cennete.

    -Yataktan çıkmayı başarabilirsem atomu bile parçalarım, olmadı kırarım, ezerim ama kesin atoma bi zarar veririm

    Bu hayatta şunu öğrendim;
    Ne olursa olsun oluruna bırakacaksın.
    Fazla düşünmek,
    Fazla sevmek,
    Fazla önemsemek her zaman seni yaralar ve yıpratır.

    Ne kadar az düşünüp, umursamaz davranırsan o kadar güçlüsün.
    Ve duygularını ne kadar az belli edersen o kadar değerlisin..

    -Duydum ki vefaslz, incinip küsmüş
    Kırılsa ne yazar kırılmasa ne
    Bir selam yollardı, onu da kesmiş
    Darılsa ne yazar, darılmasa ne

    Ben keder üretir dert yaratırım
    Alem’e ibrettir her bir satırım
    Kırk yılın başında halim hatırım
    Sorulsa ne yazar sorulmasa ne

    -Birileri arkandan atıp tutuyorsa moralini hiç bozma ;
    - Bil ki çok sağlam koymuşsun lafını

    kapak söz

    laf sokmalık kapak ağır söz

    laf sokmalık söz

    Benden uzak olsun ersin murada
    Dilerim sultanlar çıksın bahtına
    Layık olmadığı gönül tahtına
    Kurulsa ne yazar kurulmasa ne

    adam satmayla ilgili söz

    sokmalık kapak söz

    hayal kurmakla ilgili söz

    unutmayla ilgili güzel söz

    yalanla ilgili söz

    hırsla ilgili söz

    manalı kapak söz

    sevgi sözü

    anlamlı güzel söz

    duygulu aşk sözü

    -Kafasını Yastığa Koyar Koymaz Uyuyan İnsanlara Hastayım .

    O Nasıl Bir Gamsızlık ,
    O Nasıl Bir Vurdum Duymazlık

    -Geçmişi Acılarla Dolu Bir İnsanın ,

    Geleceğe Umutla Bakmasını Beklemeyin

    susmakla ilgili söz

    kırgınlık sözü

    -Gitmek için sebep çoktur; ama sevmeye bahane arar kalan… Unutma, Kαpının kolunα uzαnαcak yαşα geldiğinde,İLK gitmeyi öğrenir insαn
    HAYIRLI AKSAMLAR BEKLERIZ KOMSU

    hayatı sorgulayan sözler

    -Evet Doğrudur Mükemmel Bir Hayatım Olmayabilir ,

    Ama Herşey İçin ALLAH’a Şükrediyorum Yetmez mi

    müslüm baba sözü

    dostlukla ilgili söz

    Umursama dünya gelse üstüne
    İçinde büyüyen bir ahın olsun
    Elbet bir gün devran döner tersine
    Tahammül en büyük silahın olsun

    Boşver hayallerin gerçek olmasın
    Yeşersin yeter ki umut solmasın
    Derde talip ol ki dertli kalmasın
    Garibin gözyaşı günahın olsun.

    Olsun be aldırma Yaradan yardır
    Sanma ki zalimin ettiği kardır
    Mazlumun ahı, indirir şahı
    Her şeyin bir vakti vardır

    mevlana sözü

    diin söz

    kadınla ilgili anlamlı söz

    ihanet le ilgili söz

    anlamlı damar söz

    -HAYAT BAZEN MAYONEZE BANDIRILMIŞ ÇIKOLATALI SALATALIK TURŞUSU GIBIDIR.

    -Maddi kazançlar mânevî kayıplara dönüştü,
    Yazık…!
    Hemde çok yazık…!

    anlamlı söz

    -susmak kimi zaman erdem olsa da kimi zaman zulüm haline geliyor..

    hayatla ilgili anlamlı söz

    -Bir atasözümü der ki: “Aslan yattığı yerden belli olur.” Herkes bu sözü yatağın düzgün olması, pak olması anlamında anlıyor; hatta TDK bile bu atasözünün açıklamasını, “Bir kimsenin oturduğu yerin durumu, onun kişiliğini belli eder.” olarak veriyor. Oysa aslan yattığı yeri temizler mi veya düzgün mü tutar? Hayır… Sözün gerçek anlamı, “Bir aslanın aslan olduğunu belli etmesi için ayağa kalkıp kükremesine gerek yok yattığı yerde bile o aslandır.” biçimindedir.

    güzel söz

    -“Aşka…
    Sevmeye…
    Yenilmeye…
    Müsaitim, GELME!”

    vicdanla ilgili söz

    -Gittigim yere ayak uydursamda ,geldigim yeri asla unutmam..!!!

    -Daha o gün anlamıştım Feride. Ben ömrümce seninle sınanacaktım. Yakub’un Yusuf’la, İbrahim’in Ishak’la, Kabil’in Habil’le sınandığı gibi. Çünkü insan daima en sevdiği ile sınanır.”

    -Yalnızım Diye Üzülmüyorum.. Çünkü Biliyorum, Yalnız İnsanın İhanet Edeni de Olmaz..!

    damar söz

    -Lan şimdi uykum var desem trip atacak. Uykum yok desem uykusuz kaIıcam. Ne yapsam?” Diye düşünmüyorum yaInızIık sağoIsun direkt uyuyorum.

    islami söz

    -Millet yatarken sevgiliyle konusyi mesajlasiyo uyudugunda onu dusunuyo bende yatarken kitap okuyorum uyudugumdada kitbn sonunu dusunuyorum ..yanlizlik iceme islemiss napimmm……….

    komik bebek resmi

    ağlatan aşk sözü

    -Bak beyim sana iki çift lafım var ” diye başlayıp ” hayatında karıncayı bile incitmemiş olan ben Yaşar usta çeker vururum seni ve dönüp ardıma bakmam bile” diye biten konuşmasıyla hafızalardan silinmeyecek olan aile babası, her devrin hocası Mahmut hoca doğum günün kutlu olsun sağlıklı huzurlu uzun ömürler dileriz.

    güzel söz

    -Her şey üstüne gelip,
    Seni dayanamayacağın bir noktaya getirdiğinde,
    Sakın vazgeçme!
    İşte orası kaderinin değişeceği noktadır… (Hz.Mevlana)

    -Su güle aşık olmuş her gün seni çok seviyorum dermiş gül boynunu büker
    bi sey demezmiş bir gün gülün… boynu bükülmüş solmuş su hala seviyorum
    ölme ne olur diye yalvarıyormuş su bi umut koşa koşa doktor getirmiş
    ama ne çare gül ölmüş su doktora neden benim sevdigim öldü demiş doktor
    suya bakmış SUSUZLUKTAN demiş.Su anlamışki seni seviyorum demekle
    olmuyor HİSSETTİRMEK gerekiyor.

    -Şiir gibi bakan kadinlar şiirden anlayan adamları sevmeli sevmeli ki o misralar ziyan olmasin.

    dünyayı anlatan güzel söz

    ak sözü

    islami söz

    öfke sözü

    isanlar için güzel söz

    anlamlı söz

    -Üç dakilak aşka gonul eyleseydik ardimizda çöp Konteyner dolusu kiz birakirdik baba yorgun

    -Yalancının mumu yatsıya kadar yanar’’ atasözü, “yalancının yalanı en kısa sürede anlaşılır” diye yorumlanmaktadır. Bu yorum doğru olmakla birlikte, atasözünün.

    islami söz

    damar kapak söz

    güzel aşk sözü

    -Öyle bir Ask ki bu bendeki
    …. Anlamak san yakışıyor yüregimi…
    Geceler bendn daha iyi bilir beni…
    Anlatamazsam gecelerden Sor :
    SeNİ NAsl SeVDİGiMi…

    - Her zaman kolay kolay itiraf edemesek de bunu kendi kendimize, hep öteleri düşleyen, öte yer ararken en yakınlarındakileri mutsuz eden bizler.. Ben…

     anlamlı söz

    Örnek Resimli Güzel Sözler


    Devamını Oku
Toplam 5 sayfa, 1. sayfa gösteriliyor.12345